Ayten Güneş; kime, ne istediğini hissettiren şehir Batum’u yazdı

Batum; kime, ne istediğini hissettiren bir şehir. Eğlence ve gece hayatı, sanat ve müzik, yeşil ve mavi… Kısacası ne istiyorsanız bulacağınız bir kent.

Erzincan Tercan’dan Gürcistan Batum’a gitme planları yaparken, elimde kağıt ve kalemle bu işi çabucak halletmem için Barış Eczanesinde tarafıma tahsis edilmiş olan bilgisayar ve masa başında program yapmaya çalışıyorum. Buradan Batum kaç saat sürer, nasıl gidilir, nerede kalınır ve en önemlisi nereleri gezilir derken bir saat sonra ortaya bir şeyler çıkmaya başladı.

Oysa yol üzerinde birde Hopa varmış

Biz yola çıkmaya karar verdiğimiz ilk andan itibaren hep Batum odaklıydık, oysa yol güzergahımızın üzerinde birde Hopa varmış. Batum ile ilgili araştırma yaparken öğrendiğimiz Hopa’yı gezme durumumuz olmadı. Sadece köprünün altından Sarp Kapı’ya kalkan minibüs duraklarını, otogarı, ucundan sahilini ve bir de çay ocakları ile lokantaların olduğu caddeyi gördük. Hoş Hopa’nın şehir merkezini değil de dağlarını, yaylalarını gezmek gerek zaten, bundan dolayı kendime çok dert etmiş değilim bu gezmeme işini. Ama kesin olan bir şey var ki Hopa’yı gezemesek de o kısacık sürede bile Hopa ile ilgili çok güzel anılar biriktirdik. Bir sonra ki yazımda onları da paylaşacağım.

Hopa’dan Batum’a gidiş güzergahı.

BATUM HAKKINDA

Güney Kafkasya’da bulunan ve 9 bölge, 9 şehirden oluşan Gürcistan’ın özerk cumhuriyeti Acara’nın başkenti olan Batum 64,9 kilometre karelik yüz ölçümü ile ülkenin Karadeniz kıyısında bulunuyor. Batum uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalmış ve 1921’de Moskova Antlaşması ile Gürcistan’ a geri verilmiş, son olarak Sovyetlerin (SSCB) dağılması ile çatışmalar yaşamış. Şehirde halen Sovyet etkisini görebileceğiniz durumlar var. Canlı ana caddelerin birkaç sokak arkalarına gittiğiniz zaman karşılaşacağınız evlere hayret edebilirsiniz. Sadece birkaç sokak bile olsa Sovyet döneminden kalma teneke ve poşetlerle kaplı eski binalar – ben binaların her katının farklı renk tenekelerle kaplanmasından dolayı ‘konserve binalar’ dedim- ile yeni yapılan binalar ve inşaatlar arasında o kadar çok fark var ki. Çok sayıda yeni yapılan inşaatta var ve bu inşaatların çoğunda Türk isimlerini görebiliyorsunuz. Çünkü Batum’ da sermayesi 1 milyon doların üzerinde 27 Türk firması ve bunun dışında küçük küçük şirketler de varmış. Bu Türk firmaları enerji santralleri, turistik tesisler, konut ve karayolu inşası gibi alanlarda yoğun olarak faaliyet gösteriyormuş.

Teneke kaplı eski binaların önü son model arabalarla dolu.

Tam bir liman ve ticaret merkezi olan Batum demiryolları ve tersaneler ile kuşatılmış durumda. Türklerin Sarp Kapı Gürcülerin Sarpi (sınırda ki köyün adı) dedikleri ve 1989 yılında açılan Sarp sınır kapısının Hopa merkeze uzaklığı 18 km. Sarp Sınır Kapısı Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine açılan karayolu olması nedeni ile büyük önem taşımakta ve sanırım Gürcistan’ın 2007’den beri Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olmasında bu etkenlerin rolü fazlasıyla var.

Tercan’dan Batum’a gidiş

Tercan’dan sabah 04.00’te uzun yol otobüslerinden birine binip (10 TL) yaklaşık 1.5 saatte Erzurum’a vardık. Oradan Yeşil Artvin Turizmin yazıhanesine gidip 07.00 de ki Hopa minibüsüne bindik. Erzurum’dan Hopa 5 saat sürüyor ve bilet ücreti 40 TL, farklı firmalarında günde en az 3-5 seferi oluyor. Dağların ve yeşilliklerin arasından yol alırken yol boyunca önce Tortum çayı ve gölü bize sırasıyla eşlik etti, gerçekten Tortum Şelalesinin gümbür gümbür akan suyunun sesi mi geliyordu yoksa ben 2005 yılında ki ziyaretimde ki sesini mi hayal ettim bilmiyorum ama sanki kulaklarımda bir su sesi vardı. Sonrasında Çoruh Nehri boyunca yolumuza devam ettik. Eylül ayı ve hava çok güzel minibüs camından gördüğüm renkleri ise anlatamam size mavi, yeşil, sarı, kahverengi…. Uyumamak için direnirken bir ara yolun alakasız bir yerinde Cittaslow (sakin şehir) salyangozunu gördüm ve sonra ki araştırmalarımda Şavşat’ın 2015 yılında aldığı belge ile bu unvanı kazandığını öğrendim. Sanıyorum ki. Şavşat yakınlarından bir yerlerden geçtik.

Yol güzergahında gördüğümüz baraj inşaatları ve kesilen ağaçlar içimizi cız ettirse de tesellimiz ağaçlardan yapılmış minik köprüler ile güzelim ağaç evleri görmek oldu. Yolda adını hatırlayamadığım küçük bir benzin istasyonu ve kahvenin olduğu terminalde çay ve ihtiyaç molası verdik. Yanımda ki çubuk krakerleri minnoş bir kedi ile paylaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Gözlerimle görmezsem inanmam, kedi çubuk kraker yer mi yahu!

Bir paket çubuk krakeri iştahla mideye indiren minnoş.

BİLMENİZ GEREKENLER

Hopa’dan Sarp Kapı’ya ulaşım

Ulaşım konusunda sıkıntı yok. Bizi Hopa’da Sarp Kapı’ya (Sarpi) giden minibüs duraklarının olduğu bir köprü altında indirdiler. Buradan sürekli minibüsler kalkıyor ve 3-5 TL karşılığında maksimum 45 dakikada sizi Sarp Kapıya götürüyor. Durakların orada çay içip yemek yiyebileceğiniz ufak tefek birkaç lokanta ile büfe bulabilirsiniz. Durakların orada sırtında sırt çantası tek başına dolaşanların yanı sıra birkaç kişilik arkadaş grupları ile dolaşanlara da mutlaka rastlarsınız. Para birimi olarak Lari (GEL) kullanıyor ve bizimde gitmeden önce para çevirmemiz lazım, etrafta dövizci çok. 100 Lari yaklaşık 147 TL (2017) yapıyor. O kadar çok dövizci var ki aramak yerine önümüze gelen ilk dövizciden bunu hallettik.

Sınırdan geçiş kolay

2011 yılında iki ülke arasında imzalanıp yürürlüğe giren protokol uyarınca Gürcistan’a pasaport veya kimlik belgeniz ile seyahat edebilirsiniz. Sarp Kapı’ ya varınca uzun bir kuyruk bizi bekliyordu. Birimiz kuyruğa girdik bende yurt dışı çıkış pulu alayım diye demirli bir gişeye gittim. Klasik pullardan beklerken memur 15 TL karşılığında bana el kadar bir saman kağıt uzatıp bunları eksiksiz doldurmamızı söyledi. Saman kağıda bazı kimlik bilgilerinizi yazıp imzalı şekilde polis gişesinden onaylatıyorsunuz. Bu kağıdı dönüşünüze kadar kaybetmemeniz gerekiyormuş. Sıradayken kağıdı doldurup beklemeye başladık. Türk vatandaşları farklı Gürcistan vatandaşları farklı sıralarda bekliyor güya ama hatlar sürekli karışıyor. Çok kalabalık ve Gürcistanlı teyzelerin kocaman siyah poşetleri en az bir kişilik yer kaplıyor. Rusların bavul ticaretini biliyoruz da Gürcü teyzelerin poşet ticaretini de bu vesile ile öğrenmiş olduk.

Bir ara kalabalık artınca polis memurlarından birisi can havli ile milleti hizaya sokmaya geldi. Türk vatandaşlarına pek ses etmiyor da Gürcü vatandaşları neredeyse dövecek. Elinde ki jop’u sallıyor, itiyor, tehditler savuruyor. Biz ve birkaç kişi sert tepki gösterince uzatmadan gitti neyse ki. Biz kurban bayram öncesi olduğu için sınır kapısında kalabalık bir ana denk geldik ama normalde o kadar kalabalık olmuyormuş. Bayram, seyran, özel günlerde yoğunluk oluyormuş sadece.

Sınırda doldurmanız gereken saman kağıt.

Sıra bize gelince kimlik belgemiz ile geçişi tercih ettik, kuzenim hiç sıkıntısız geçti. Beni bir neden göstermeden yaklaşık 20 dakika beklettiler. Artık nedensiz beklemeye dayanamadığım için camı tıklatıp memura ‘ben neden bekliyorum öğrenebilir miyim? diye sorunca ‘çalıştığınız kurumdan dolayı bekliyorsunuz’ cevabını aldım. Bu cevabı neye ve nasıl yormam gerekiyor inanın halen bilmiyorum ama malum Ohal dönemi sıkı yönetim zamanı ama inanın memurlar bile ne yapacaklarını bilmiyorlar, neyse ki memur kapıyı açıp içeride beklememi söyledi. Ben fırsattan istifade biraz gülerek biraz sinirli ‘yahu ben geçen hafta Yunanistan’dan geldim ve hiçbir problem yaşamadım, pasaportum yanımda ama siz zaten sistemden görebilirsiniz, hem dönmeyeceğim bir yere gitsem inanın Gürcistan’ı değil Yunanistan’ı tercih ederdim- deyince memur gülerek kimliğimi uzattı.

Gümrük kontrolünden geçtikten sonra 10 dakikalık bir yürüyüş ile sınırı geçiyorsunuz

Tabiri caiz ise ‘elimizi kolumuzu sallayarak sınırı geçtik’ demek bu olsa gerek. Tabi Batum’a ayak bastığınız an minibüs ve taksiciler etrafınızı çeviriyor. Taksiler çok pahalı değil ama adamına göre fiyat çekebiliyorlar. Taksi- dolmuş yapanlarda var ama yine minibüsten pahalıya geliyor. Biz yine iktisatlı davranmaktan ödün vermiyor ve minibüs ile şehir merkezine doğru yol alıyoruz.

Bagrationi Street 200 B

Minibüste yine yeşilliklerin arasında ilerliyoruz tek tük bakımsız sıvasız evler ile Türkçe ve Gürcüce tabelaları olan dükkanlar çıkıyor karşımıza. Bagrationi Street 200 B de kalacağımız otele yakın bir yerde indiriyorlar bizi. Konaklayacağımız oteli Tercan’da şahsıma tahsis edilmiş masa başında geceliği 97 TL’ye (Eylül 2016 booking.com) ayarlamıştım. Temiz ve küçük bir otel şehir merkezine biraz sapa kalsa da 15 dakikada sahile ve merkeze yürüyebiliyorsunuz. Bizde genelde her yere yürüdük ama yorulmadık da değil.

Konaklayabileceğiniz yer alternatifi fazla

Konaklayabileceğiniz yer alternatifi fazla ve fiyatlarda fena değil ama konaklayacağınız yerin tekin olmasını tercih ediyorsanız şayet daha ince araştırmalar yapmanız gerekir. Malum Batum Türkler için sadece gezme, eğlenme, kültür ve sanat turizmi amacı gütmüyor. Birçok Türk ve özellikle Karadeniz erkeği sadece kumar, casino ve seks turizmi için burayı tercih ediyor. Bundan dolayı bu turizme hizmet veren yerlerin sayısı fazla. Ama her zevk ve bütçeye göre bulabileceğiniz otellerin sayısı fazla.

Batum sahili 7 km uzunluğunda ve taşlık bir plajdan oluşuyor

Eşyalarımızı otele bırakıp hemen şehre inelim dedik ve ana caddeler güzergahınca kalabalığa doğru yürümeye başladık. Yol bizi sahile çıkardı ama Ali-Nino heykelinin ters tarafına, yani asıl göreceğimiz yerleri görene kadar bayağı yürüyecek yolumuz var. Batum sahili 7 km uzunluğunda ve taşlık bir plajdan oluşuyor. Sahilde yüzen güneşlenen tatile gelmiş birçok kişi görebilirsiniz. Açıkçası ben Batum’u deniz tatili olarak hiç düşünmemiştim ve açıkçası halende düşünmüyorum. Sahilin bu tarafında bol bol aşk heykelleri göreceksiniz.

Bu heykeller gün batımında başka güzel oluyor.

Sahil baştan başa sanat eserleri ile dolu

Sahil yolu boyunca karşılaşacağınız o kadar çok büfe, satıcı vb. var ki hangisinden ne alacağınıza şaşırıyorsunuz. İlk gördüğümüz büfeden iki bira aldık ve biranın yanında büfeci teyze bize cipste verince çok mutlu olduk. Sahil şeridini anlatmakla bitiremem herhalde. Baştan başa sanat eserleri ile dolu, bazen çok fazla şey olduğunu düşünsem de genel kanım kesinlikle güzel olmasıdır. Sahil yolu yürüyüş ve bisiklet yolu olarak bayağı geniş yollara ayrılıyor. Akşam ki kalabalığı görünce neden o kadar geniş olduklarını anladım. Gözüme ilk çarpan tabii ki komşu ülkeler arasında yapılan bir kumsal hentbol turnuvası oldu. Biraz izledikten sonra sahilde ki ağaçlara, yeşilliklere, yollara hayret ede ede yolumuza devam ettik. Ağaçlıkların arasında bir voleybol sahasında 16-60 yaş aralığında ki adamlar voleybol maçı yapıyordu. Birazda onları izledikten sonra kukla gösterisi yapan bir adama rastladık. Ünlü birkaç isimden ve hayvanlardan oluşan bir kukla ekibi kurmuş kendine ve o ekiple yaptığı gösteriler ile başta çocuklar olmak üzere herkesi çok eğlendirdi.

Sahildeki geniş bisiklet yolları ve voleybol oynayanlar.

Kültür festivaline denk geldik

Gezdiğim yerlerde ki en sevdiğim şeylerden birisi spontane olarak rastladığım düğün, festival ve eylemlerdir. Bu konuda şansım hep de yaver gider. Gittiğim her yerde en az birisine rastlarım ama en favorim Fransa- Annecy’de ki ‘ineklerin yaylalardan indirilmesi’ festivalidir. -Zamanı gelince onu da anlatırım.- Neyse sahilde yoğun kalabalık ve sesin olduğu yere gidince kültür festivaline denk geldik, sahne kurulmuş dansçılar müzisyenler sırayla performanslarını sergiliyorlar. Bu ülkenin müziğini pek bilmem ama Gürcü halk danslarını daha önce defalarca festival ve yarışmalarda izlemişliğim vardır. Halk dansları ile yine kendilerine hayran bıraktırdılar, her şey bir yana kadınların zarafetine hayran kalmamanız elde değil. Daha sonradan sahilde gençlerin seyyar müzik çalarlar ile dans gösterileri yaptıklarını ve onlara keyifle kadın, erkek, yaşlı, çocuk neredeyse tüm seyircilerin eşlik ettiğini de gördük.

Tesadüfen rastladığımız kültür festivali.

Gece kulüplerine giriş ücretli

Sahilde çay bahçesi, cafe veya gece kulüpleri çok fazla ve hepsinin de kendine göre müşterisi var. Bizim oturduğumuz cafe küçükte olsa canlı müzikten dolayı bayağı hareketliydi. Gece kulüplerine giriş ücretli ve Türk müşterileri fazla olduğundan sıkça Türkçe müzik çalıyorlar. Ama yukarıda otel kısmında belirttiğim gibi gece kulüpleri de belli saatten sonra şaşırabiliyor. Tavsiyem netteki yorumlara çok aldanmadan birebir tavsiye almanız olacaktır.

Canlı müzik neredeyse bütün cafelerde var.

Kredi kartı çoğunlukla geçiyor

Hatta bazı yerler euro’da kabul ediyorlar. Alışveriş ve yeme içmede ödeme konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Tek tük İngilizce veya Türkçe bilen birilerine rastlarsınız mutlaka. En kötüsü sizi Türkçe veya İngilizce bilen birisi ile telefonda konuşturuyorlar.

Yeme içme hakkında çok detaylı bilgi veremeyeceğim

Genelde gittiğim yerlerde yeme- içme kısımlarına pek takılmam ama fırsat olursa mutlaka yeni ve farklı tadlar denerim. Gürcü pidesi diye bilinen haçapuri isimli bir pide yedik ama doğrusu benim için çok ayrıcalıklı değildi. Ama armutlu alkolsüz bir içecekleri vardı -armutlu gazoz veya soda gibi- ona bayıldım. Çok farklı ve güzel bir tadı vardı.

Haçapuri ve menemenle yapılan geç kahvaltı.

GEZİP GÖRÜLECEKLER

Batum sahil boyunca sıralanmış birçok park, bahçe ve yeşil alandan oluşuyor. Sahil yolunda geniş bisiklet ve yaya yolları var. Sahili boydan boya yürüyerek tüm görülecek yerleri gezebilirsiniz. Batum limanında Chacha Tower, Astronomik saat, Batum Fener Kulesi, Aşk Heykeli (Ali ve Nino), Ferris Wheel (dönmedolap) ve Alfabe kulesi birbirine çok yakınlar. Yine sahil güzergahında ziyaret edebileceğiniz kiliselerde var.

Sahilde ve parklarda yürümek oldukça iyi geldi bize.

Yukarıda bahsettiğim gibi sahilde müzik ve gösteri yapan birçok kişiye rastlayacaksınız. İzlerken keyifli anlar yaşıyorsunuz. Tüm sahil boyunca kurulu stantlardan küçük hediyelik eşyalar bulabilmeniz mümkün. Ben kime ne alsam diye düşünmeden kendime ve herkese renk renk ip bileklikler aldım.

Sahilde kukla gösterisi çok keyifliydi.

Şehirde hayat meydanlarda geçiyor. Avrupa ve Piazza meydanları şehrin en hareketli yerlerinden. Bu meydanlarda restoran, pub ve cafeler de zaman geçirebilirsiniz. Tiyatro meydanında ise Posedion Heykelini görebilirsiniz. Bunların dışında Rus bilim insanları tarafından yapılmış ve şehir merkezinin dışında olan Batum Botanik Bahçesine giderek huzurlu ve sakin bir gün geçirmeyi tercih edebilirsiniz.

Şehir merkezinden kareler.

Sözün özü Batum kime ne istediğini hissettiren bir şehir. Eğlence ve gece hayatı, sanat ve müzik, yeşil ve mavi istiyorsanız kısacası ne istiyorsanız bulacağınız bir şehir.