Değişen dünyanın tek değişmeyeni: Turizm emekçisinin çilesi

Litetour Genel Müdürü Cüneyt Tansu Demir, COVID-19 salgının turizm sektörüne yönelik etkilerini değerlendirdiği bir yazı kaleme aldı. Tansu Demir; etkin bir ulusal turizm politikasının eksikliği ve insan odaklı yönetim anlayışının yeterince gelişmemesinin sonuçlarını ele aldı.

İşte Litetour Genel Müdürü Cüneyt Tansu Demir’in kaleme aldığı “Değişen dünyanın tek değişmeyeni: Turizm emekçisinin çilesi” başlıklı yazısı:

Değişen dünyanın tek değişmeyeni: Turizm emekçisinin çilesi

İsveç Bilimler Akademisi’nin öngörüsüne göre, bugün doğan çocukların %60’ının çalışacağı mesleklerin henüz bulunmadığı bir dönemdeyiz.

Dünyanın şu anki değişim hızını bu ifadeden bile çıkarmak mümkün.

Corona virüsü aslında kendi başına bir değişim yaratmadı. Sadece yaşamı durdurdu ve bu değişime farkındalık yarattı.

Moda tabirle “cittaslow” yani yavaş şehir. Hani mevcut yaşamın hızının ve kargaşasının olmadığı, hep özenilen sessiz, sakin yaşam alanları.

Sürrealist bir komedi filmi gibi şimdi bütün Kuzey Yarım Küre’de her yer “cittaslow”.

Hele İstanbulumuz’un aylarca yavaş şehir olacağını rüyada görsek inanmazdık herhalde.

Sırf değişimi mi duyumsadık kendimizi dinleyince? Öyle mi?

İnsanoğlunun aslında her coğrafyada aynı olduğunu, insan genine işlenmiş o hayatta kalma güdüsünün gücünü… Hatta eşlerimizi, ailemizi fark ettik. Belki yaşadığımız çevreyi.

Varlığımızı sorgulama zamanı bulduk belki… Belki de hayatın ne derce hızla ellerimizden kayıp gitmiş olduğunu.

Aslında insanlığın çok zamanlar karşılaştığı salgın durumuyla biz ilk defa karşılaştığımız için yüzlerce komplo teorisi ürettik.

Yüz milyonlarca arabanın, birden trafikten çekildiği; milyonlarca fabrikanın üretimi durdurduğu; yüzbinlerce uçuşun olmadığı sessiz bir dünya. Akabinde bunlar olmayınca hızla soğuyan bir iklim. Nisanın ortasında nerdeyse kar yağacak bir hava.

Bir komplo teorisi de biz patlatalım: Yoksa yerküre, insanoğlunun yarattığı suni ısınmaya karşı bir oyun mu oynadı?

Olayların bu ekolojik/psikolojik yönü bir yana, bu hızla yayılmış salgın hastalık da bir yana, bizi asıl ilgilendiren ana sorun sektörün bundan sonraki durumudur.

UCU KARANLIK BİR TÜNELE GİRMİŞ GİBİYİZ

Biz turizmciler, tüm turizm emekçileri evde kalarak hayatlarını belki güvene aldılar ama ya işleri? Bunca insanın ekmek parası? Ucu karanlık bir tünele girmiş gibiyiz hepimiz.

Kimimiz olumlu, kimimiz olumsuz mesajlar veriyor. Öngörülerde bulunuyoruz ama hayatın şu anki rasyonel gerçeği net olarak gelecek durumun belirsizliği ve bilinmezliğidir.

Bu salgının oluşturacağı sosyal mesafe sendromunda tatile gitmeyi düşünen turizm tüketicisi uçağa, otobüse nasıl binecek?

Salgının yarattığı milatla birlikte belki bundan sonra tüm ulaşım araçlarındaki koltuk mesafesi ayrı bir standart ölçüyle imal edilecek ama hepsinin bir zaman dilimi alacağı kesindir. Turizm ise sezonluk bir iştir. Kısacası, acentaların, otellerin, turizm taşıma şirketlerinin, rehberlerin bir turizm ülkesi olan ülkemizdeki kalifiye iş gücünü oluşturan milyonlarca turizm emekçisinin gelecekteki durumları şu an belirsizlik içindedir.

Bu süreçte çok sayıda acentacı, taşımacı, rehber ve turizm personeli meslektaşımdan mail, mesaj ve telefon aldım.

Hepsi iş ve gelecek kaygısı içindeler.

Kendilerinin ve ailelerin geçimini nasıl sağlayacaklarını öngöremiyor ve bilemiyorlar. Hepsinin durumu, konumu, gelir düzeyi farklı ama hepsinin ortak noktası aynı geçim kaygısı.

Felaket senaryolarından biri de maddi bir yok oluşla karşı karşıya kalmaktadır ki benim sürekli ve en önemle üzerinde durmuş olduğum konuların başında sektörün sermaye birikimi yapamamış olmasıydı.

İşte bu gelir-geçer kazançları kar sayan zihniyetin bugün duvara çarptığı durumdur.

İstihdama yönelik küçük devlet destekleri de halen bilinmezlerle dolu. Birçok şirket personelinin yararlanamadığı kısa çalışma ödeneği, alabilecekler için bile adı gibi “kısa” çözümdür ki henüz sektörün ne kadar faydalanacağını da tam olarak bilemiyoruz.

TURİZMİN TEMEL GÜCÜ VE DİNAMİĞİ TURİZM PROFESYONELLERİDİR

Ülkemizin en önemli gelir kollarından biri olan turizmin temel gücü ve dinamiği ne lüks otelleri, ne de uçak filolarıdır. Bunlar elbette önemli ve gereklidir ama daha önemlisi, yetişmiş kalifiye iş gücü, başarılı iş gençleri ve dünyaya entegre turizm profesyonelleridir.

Ülkemizde iki üç yılda bir büyük darbe alan bu sektörü geçici değil, her dönem koruyacak bir ulusal turizm politikası geliştirme zamanı gelmiş hatta geçmiştir.

Ülkemiz gelirleri arasında çok önemli bir yer tutan sektör, çökme yaşarsa hiç de şakaya gelmeyecek bir domino etkisi yaratacak, bunun da ekonomik sonuçları tüm ülke için tamiri zor bir hale gelecektir.

Artık hayata insan odaklı bakmayı öğrenmek gerekmektedir.

En büyük sermaye ne dört duvardan ibaret oteller ne de uçak filolarıdır. Yetişmiş insan gücüdür. Hepsini anlamlı kılan içindeki insandır.

Gerçi bizler ne desek, ne yazsak her zaman ki gibi su üstünde kalacak, sadece içimizi dökmüş; sektör için gerekli gördüklerimizi dile getirmiş olacağız.

Bizim yönetim anlayışımızın ne yazık ki bir türlü oluşturamadığı kalıcı ve koruyucu bir ulusal turizm politikamız olmadığından; bizim de rasyonel gerçeğimiz:

Bu değişim içinde, adı bile getirdiği gelirin yüzde biri kadar telaffuz edilmeyen turizm emekçilerinin değişmeyen çilesi olacaktır.

Cüneyt Tansu Demir

Litetur Genel Müdürü