TÜRSAB Genel Kurulu’nda sektörün sorunları konuşuldu mu?

Deneyimli turizmci Deniz Tüfekçi, 23’üncü TÜRSAB Genel Kurulunun ardından hem seçim sonuçlarını hem de süreci sorduğu sorularla değerlendirdi. sektördeki sorunların dile getirilmeden Genel Kurulun gerçekleşmesini eleştiren Deniz Tüfekçi, “Bu konuları hiç dikkate almadan kurul yapıyorsak, daha çok şey başımıza gelir, değirmende öğütülür gibi teker teker sahneden çekiliriz” dedi.

İşte Deniz Tüfekçi’nin o yazısı:

“Sadece bir başkanlık yarışı beklentisi, hazırlığı ve gündemi ile kilitlenen bir genel kurulu daha geride bıraktık.

Mesleğimiz ile ilgili onlarca çözüm bekleyen, ivedilikle müdahale edilmesi gereken konular bir tarafta dokunulmadan dururken kimi zaman maç havasına sokulan, tezahüratlarla süslenen, kimi zaman konuşmacıya gereksiz ,saygısız müdahalelerle konuşma şansı bırakmayan genel kurulumuzun ardından seçim sonucunu değerlendirmeden önce süreci değerlendirmek istiyorum.

Gönül isterdi ki, bizim genel kurul toplantımızın aynen Alman Seyahat Acentaları (DRW) veya İngiliz Seyahat Acentaları Birliği (ABTA) toplantıları gibi 3 gün sürmesi, bu üç gün boyunca gündemi önceden belirlenmiş konularda, yönetim kurulu tarafından oluşturulan komitelerin hazırladıkları, daha önce çeşitli kanallarla üyelere ulaştırdıkları raporlar üzerinde genel kurulda üyelere yaptıkları sunumların ardından tartışılıp gelecek dönemde uygulayacakları genel politikaları, siyasi iktidardan talep edecekleri yeni düzenlemeleri, mesleki ilişkiler ağını güçlendirecek adımları, politikaları tartışıp oylayarak sonuç bildirgesi olarak kamuoyuna ve ilgili birimlere açıklamaları iyi olmaz mıydı?

Birilerinin maddi kaynaklarını devreye sokarak genel kurula katılmalarını sağladıkları, motive ettikleri, oy alma amacıyla salona getirdikleri meslektaşlarımız acaba kimileri için yönetimin değişmesi dışında o iki gün boyunca ne kazanmıştır?

Cumartesi günü saat 14- 17.30 arasında toplam 200 dakika boyunca, son iki yılda başımıza gelenlerle, yaşadıklarımızla ilgili neler söyleyebildiler? Yaşadığımız tahribatın boyutlarını yansıtan bir sunum hazırlamış mıydı eski yönetim? Bu tablonun oluşmasında baş sorumlu olan Hükümetlerin önüne konmuş bir rapor var mıydı? Bu rapor (eğer var ise) doğrultusunda Hükümetten her hangi bir talepte bulunulmuş muydu? Seyahat acentalarının kayıplarını giderecek mali önlemler, ayakta kalmalarını sağlayacak “afet koşulları” içinde uygulanacak önlemler ile ilgili bir şey konuşuldu mu?

Teşviklerin kimlere yaradığını, kimlerin cebine boca edildiğini, bu tür teşvikleri ilgili birimlere (Hükümete, Bakanlığa vs.) kimin talebi olduğunu sorabilen çıktı mı? Eskiden halıcıların, çarşı esnafının “Cruise” kuruluşlarına kendi dükkanlarından alış veriş yapmaları için ödedikleri “ayak bastı” parasını neden bundan böyle devletin ödediğini hiç konuşabildik mi?

Yıkım boyutundaki tahribatın sadece Seyahat Acentalarına değil, rehberlik yapan paydaşlarımıza, yatçılarımıza, turist taşıyan ulaştırma sektörünün tamamına, milyonluk yatırımlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan konaklama sektörüne etkilerini, konaklamaya desteğin, kamu mülkü üzerine yapılan otellerin 49 yıllık kira süresini bir 49 yıl daha artırmakla olmayacağını, kayırma ile teşviğin farklı destekler olduğunu konuşabildik mi?

Bir sektörün en önemli figürünün üyeleri bu kadar büyük bir zamanı, enerjiyi, çabayı, parasal kaynağı, insani kaynağı sadece kimin başkan olacağına mı vakfetti kendilerini?

Genel kurullarımızı eğer bu koşullarda, bu konuları hiç dikkate almadan yapıyorsak, daha çok şey başımıza gelir, değirmende öğütülür gibi teker teker sahneden çekiliriz.

Yeni seçilen kurula her şeyden önce içtenlikle başarılar diliyorum. Mali açıdan “Koma” vaziyetinde bir TÜRSAB tablosunu yoğun bir tempoda, akılcı adımlarla hayata döndürüp tekrar ayağa kaldırmak ya da TÜRSAB’ı tarihin yaprakları arasına gömmek gibi bunun iki arasının olmadığı bir tablo ile karşı karşıya.

Bu yönetimin olası başarısızlığı sadece onlara değil, tüm Seyahat acentalarına zarar verir. O nedenle her üyenin elinden gelen desteği bu yeni yönetime sunması, özellikle eski yönetim kurullarında görev yapmış meslektaşlarımızın göstermekten kaçınmaması gerekiyor.”