Bir turizm fotoğrafı: Olasılıklar, kötü tablo, yapılması gerekenler…

Seventur Turizm Kurucusu Deniz Tüfekçi
Seventur Turizm Kurucusu Deniz Tüfekçi

Tarihler 2019 sonunu ve 2020’nin başını gösterdiğinde ardı arkası kesilmeyecek bir felaketler zinciriyle karşı karşıya olduğumuzu bugünlerde henüz idrak etmiş durumdayız. Yaşanan ve beklenen deprem endişesi, Coronavirüs dalgası, politikalar ve sınırlarda gerçekleşen acı olaylar… 

Bundan 5 yıl önce Rusya-Türkiye arasında yaşanan uçak krizinin etkilerinden ve 2016’nın zorlu şartlarından sıyrılıp 2018 yılında toparlanma sürecine giren ve 2019’u oldukça iyi oranlarla kapatan turizm sektörünün geleceği yine sıcak olaylarla tehlike altında.

“İstanbul depremini beklemeye gerek kalmadı, ülkemiz turizmi çok şiddetli bir depremle sarsılıyor”

Şimdi tarihler Mart 2020’yi gösteriyor. Seventur Turizm’in Sahibi Deniz Emin Tüfekçi tüm yaşananları değerlendirerek bir turizm fotoğrafı çekti. İşte olasılıklar, kötü tablo, iyi tablo ve yapılması gerekenler:

Turizm tarihimizin en büyük yıkımı

“Türkiye ve dünya bütününe bakmadan turizm fotoğrafı çekilemiyor.

Önce Coronavirüs; her ne kadar Çin’de yavaşlama eğilimine girdiyse de komşumuz İran’da virüsün görülmesi İran pazarıyla olan ticari ilişkilerimizin yanında turizm ilişkisini de bitirdi.

İtalya, Güney Kore ve Irak pazarında uçuşların durdurulması nedeniyle kapandı. Bunların yanına her gün yeni bir pazarın daha (Suudi Arabistan, Gürcistan, İspanya vb) eklenmesi bekleniyor.

Suudi Arabistan, Umre seferlerini askıya almış, Hac ibadeti de buna eklenecek gibi görünüyor. Körfez ülkelerinden birinde görülen virüs nedeniyle Ortadoğu ve Körfez ülkeleri de yarın bu kategori içinde sayılırsa şaşırmamak gerekir.

Görülüyor ki her ne kadar birçok ülke henüz Coronavirüs’ten etkilenmemiş görünse de, tedirginlik ortamında dünya turizminde bir yavaşlama söz konusu. Rezervasyonlar geçmişe göre düşük hızda sürüyor, hatta ilkbahar rezervasyonlarından iptaller geliyor.

Gittikçe şiddetlenen sınır ötesi!

Suriye meselesi

Güneyde yavaşlamak bir yana, gittikçe şiddetlenen sınır ötesi! Harekat sonucu Rusya ile yaşanan gerginlik, Rusya’dan Türkiye’ye yönelik turizm akışında şu anda bir kesilme yaşatmasa da yavaşlama olacağı kuvvetle muhtemel. Bu cephede barışa ve çatışmayı durdurmaya yönelik adımlardan bir sonuç alınamadığı taktirde, sadece Rusya’dan değil, BDT ülkelerinden de, turist akışı yavaşlayacaktır. Gözü Türkiye’de olan batılı turist de savaşa şu ya da bu şekilde bulaşmış ülkemizin bozulan algısı nedeniyle bu yıl için ülkemizden uzak durmayı seçecektir diyebiliriz.

Düzensiz göçmen sorunu

Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmiş kayıtlı ya da kayıtsız sayılarının ne kadar olduğunu bilemediğimiz göçmenler nedeniyle Yunanistan ve Bulgaristan’ın tedbir amacıyla sınır kapılarını kapatmayı düşünmesi sonucu Balkan ülkelerinden (Bulgaristan, Romanya, Moldova, Bosna-Hersek, Makedonya, Arnavutluk, Sırbistan vs.) karayolu ile gelen turistlerin de akışı duracaktır.

Batı dünyası

Batı ve Kuzey Avrupa devletleri (kısaca AB ve sınırdaş ülkeler) ülkemizdeki demokrasi, insan hakları vs. başta olmak üzere politik kaygılarla son 5-6 yıldır ülkemizden uzak, daha doğrusu mesafeli duruşlarını sürdürmeye devam etmektedir. Bunun bu yıl da süreceği görülmektedir.

Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelanda bütün bu olup bitenlerden daha habersiz, ilgisiz ya da pek etkilenmemiş gibi bir duruş sergilemektedir.

Bu tablodaki olumsuz parametrelerin bir iki ay daha sürmesi ülke ekonomisini ne derece etkiler bilemiyorum ancak turizm tarihimizin en büyük yıkımı ile yüz yüze geleceğimiz aşikardır.

Balkanlardan otobüs gelişleri durmuş, Çin, İran, G.Kore, Irak ve İtalya pazarları tamamen kapanmış, Umre askıya alınmış… Elde ne kaldı?

Kuzey ve Güney Amerika, Avusturalya, Yeni Zelanda, Ukrayna, Belarus, Litvanya, Estonya, Letonya ve Kuzey Afrika’nın bazı ülkeleri, Güney Afrika, Hindistan, Pakistan hatta Malezya, Singapur… Bir avuç ülke şimdilik sorunsuz görünüyor.

Olan bitenden ne turizm, ne de turizmciler sorumludur. Ancak en çok turizm sektörü etkilenmektedir.

Türkiye’nin olası bir İstanbul depremini beklemesine gerek kalmamıştır. İçinde bulunduğumuz durum ülke ekonomisi ve turizm için bir afet, yani olağanüstü hal koşuludur.

İki şey ivedilikle konuşulmalıdır:

  1. Algı operasyonuna yönelik tanıtım hamlesi; Ülkemiz algısını olumlu yönde değiştirmeye yönelik çalışma hazırlıkları TGA kanalıyla yapılacağı duyurulmaktadır.
  2. Hükümet sektör içinde acenta, konaklama tesisi, ulaşım gibi alt sektörlerin varlıklarını sürdürebilecekleri koşullar neredeyse ortadan kalkmak üzeredir. Çalışanlarının iş güvenceleri, çalışma koşulları korunmak zorundadır. Bu yapılamazsa işlerin normale döndüğü anda işi yürütecek kadrolar sektör dışına itilmiş, eleman kaybı, iş yeri kaybı oluşacağı için turizm işletmeleri fonksiyonlarını yitirmiş olacak, sürdürülebilir turizm koşulları ortadan kalmış olacağı için turizm ekonomisi dibe vuracak, korkunç bir ekonomik ve sosyal yıkım oluşacaktır.

Gördüğüm kadarıyla başta müze ve ören yerlerine yapılan zam nedeniyle seyahat acentalarının oluşan mağduriyetini giderecek adımı Kültür ve Turizm Bakanı atma hazırlığı içindedir.

Haber önerisi: TÜRSAB, art arda gelen müze zamları için ne yapmalı?

BU GEÇMİŞTEKİ HERHANGİ BİR KRİZE BENZEMİYOR, HÜKÜMETTE BİR HAZIRLIK YOK!

Turizmde olağanüstü hal ya da afet koşullarında alınan tedbirler konusunda hükümette henüz bir hazırlık görülmemektedir. Bu tablo ne 2015, ne körfez krizi ne de geçmişteki herhangi bir kriz tablosuna benzemiyor. Bu konu ivedilikle ve ısrarla hükümetin gündemine turizmcilerce taşınmalıdır. Yoksa turizm sosyal patlamanın kaynağı noktasına gelecektir.

Umarım ve dilerim ki Coronavirüs tehditi ortadan kısa sürede kalkar, Suriye konusu uzlaşma ile çözülüp Güney sınırlarımız huzura kavuşur, göçmen sorunu göçmenlerin ülkelerine ya da istedikleri ülkelere kabul edilerek oraya gönderilmeleri ile sonuçlanır.

TÜRSAB için; Bakanlık gibi konular etrafında dolanıp durmak yerine doğrudan hepimizin etkileneceği koşullarda yok olmamak için kenetlenmek ve ilgilileri uyarıp uygun tedbirler konusunu işlemeye çalışmaktan başka bir yol görünmüyor.”