Rehber Cengiz Harun Arıkan’dan pandemide kaçamak rotaları…

Rehber Cengiz Harun Arıkan, İstanbullular için pandemi ve kısıtlamalar sürecinde İstanbul’un yakın çevresindeki mola noktalarını sizler için derledi.

İşte Rehber Cengiz Harun Arıkan’dan İstanbullular için pandemi rotaları…

Merhabalar Sevgili Dostlar;

Malumunuz pandemi nedeniyle ve artan vaka sayılarıyla, hafta sonlarında sokağa çıkma kısıtlamaları da beraberinde geldi. Peki kısıtlamalara ve kısıtlama saatlerine uyarak İstanbul içerisinde ve yakın çevresinde neler yapabiliriz? Nerelere gidebiliriz?

En güzel seçenek; doğa ile baş başa kent ormanları…

İlk akla gelen Belgrad Ormanı

İstanbul’un yıllardan beri ciğerlerini oluşturan Belgrad Ormanı, Kanuni Sultan Süleyman’ın Sırbistan seferi sonrasında beraberinde getirdiği Belgradlılardan ismini almaktadır.

Doğanın bize sunduğu renkleri, yeşil – kızıl – sarı – kahverengiyi bir renk cümbüşü olarak en iyi sunan meşe ve çam ormanları içerisinde güzel yürüyüşler yapabilir, bisiklete binebilir, spor yapıp; kuşların cıvıltıları ile bol oksijen depolayabilirsiniz.

Yine çeşitli piknik alanlarında yanınızda getirdiğiniz yiyecekleri yiyebilirsiniz. Belki bu yürüyüşünüzde karşınıza sevimli birkaç sincap size sürpriz yapabilir.

Tabi; Belgrad Ormanları’na gidip tarihi su bentlerini görmeden olmaz.

17. yy. ve 18. yy’da inşa edilen bentlerin; size harika fotoğraf kareleri sunması da sizleri Belgrad Ormanı’na davet eden bir başka cazibe noktası…

Doğa ile baş başa Atatürk Arboretumu

İstanbul’un kalbinde bir ağaç müzesi olan Atatürk Arboretumu 2011 yılından beri İstanbulluların doğa ve tabiat ile tanışabilecekleri en güzel yerlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

1949 yılında planlanan ve 1982 yılına kadar ağaç dikim işleri devam eden Atatürk Arboretumu, üç suni göletin yanı sıra 403 endemik, 1602 egzotik bitki ve ağaca ev sahipliği yapmakta.

Etrafı ağaçlar ile kaplı uzun yolları adımlarken; birbirinden farklı bitki ve ağaçları izleyebileceğiniz gibi sonbaharın size sunduğu eşsiz sanatı fotoğraflayabilir veya gölde keyifle yüzen ördek ve kazları doğanın vermiş olduğu dinginlik ile seyredebilirsiniz.

Gelen misafirlerine doğayı tanıtmayı ve doğa ile baş başa kalmanın dışında başka bir şey vaat etmeyen Atatürk Arboretumu’nda dışarıdan, su ve çocuk maması haricinde her türlü yiyecek – içecek getirmek, bisiklete binmek, uçurtma uçurtmak ve profesyonel fotoğraf çekmek doğal olarak yasak.

Eğer tercihiniz sakinlik içerisinde doğa ile baş başa bir gün ise Atatürk Arboretumu sizi bekliyor…

İstanbul’un en yüksek noktası Aydos Tepesi ve Aydos Ormanı

İstanbul’u Yeditepe olarak biliriz lakin bu Yeditepe dışında İstanbul’un en yüksek tepesine (537 mt.) ve onu çevreleyen ormanı keşfetmeye ne dersiniz?

İsmini Bizans İmparatorluğu döneminde inşa edilen Yunanca “kartal” manasındaki “Aetos” tan alan Aydos Ormanı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de padişahların av yeri olarak kullanılmıştır.

Aydos Ormanı’na girip yaklaşık 4 km. yürüyüşten sonra Aydos Gölü tüm güzelliği ile karşınıza çıkacak. Çam ağaçları ile çevrili Aydos Gölü etrafında kuş cıvıltıları eşliğinde dinlenebilir; balık tutabilir veya deniz bisikletine binebilirsiniz.

Aydos Ormanı içerisinde bulunan mesire alanında minik bir piknik yapabilir hatta tesislerin, masaların yanına kurduğu mangallardan istifade ederek kendinize ziyafet çekebilirsiniz.

Özellikle Asya Yakası’nda yaşayan İstanbullular için birkaç saatliğine de olsa Aydos Ormanı, İstanbul’un içinde saklı bir vaha olarak keşfedilmesi gereken en güzel yerlerden biri.

Deniz kıyısı olmadan dinlenemem diyenlere…

İki dere arası Ağva

İstanbul’dan çıkmadan keyifli bir deniz havası almak isteyenler için Ağva sadece 45 dk. uzaklıkta. Göksu ve Yeşilçay dereleri arasına kurulmuş olan Ağva sadece merkezi ile değil sahil şeridi ve Göksu Deresi’nde yapılan mini tekne turlarıyla da misafirlerine güzel zamanlar sunuyor.

Kış aylarında olduğumuz şu günlerde Ağva’da kumsala vuran Karadeniz’in hırçın dalgalarının getirdiği iyodu içinize bolca çekip; keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Eğer deniz kenarında mini bir piknik yapmak istiyorsanız; Kilimli Koyu bütün romantizmi ile sizi kucaklıyor olacak.

Ağva dönüşü, teyzelerin sattığı yöresel yiyeceklerin yanı sıra balıkçıların taze balıklarından satın alıp evinizde kendinize ziyafet çekebilirsiniz…

Karadeniz kıyısında doğal bir köy Karaburun

Denize yarımada olarak uzanan, Karadeniz’in hırçın dalgaları ile dövdüğü bir balıkçı sahil kasabasında nefeslenmeye ne dersiniz?

Köyün denize doğru en uç noktasındaki deniz feneri, Şile Deniz Feneri’nden sonra ülkemizde en uzağa ışık veren ikinci deniz feneri olmakla beraber bizlere harika fotoğraflar çekme imkanı veriyor.

Sahile doğru yürüdüğümüzde balıkçı limanının sonrasında ise upuzun ince kumdan oluşan sahil şeridi üzerinde mutlaka bir es vermeli. Bir yandan dalgaların sesini dinlerken bir yandan yosun kokusunu içimize çekip; termosunuzdaki sıcacık kahveyi yudumlamalı kuzey rüzgarlarına karşı…

Sahilde yapacağınız keyifli yürüyüşler sonrasında balığınızı balıkçı teknelerinden, yeşilliklerinizi ise yol üzerindeki teyzelerden aldınız mı akşam yemeğiniz hazır demektir.

İstanbul’u izliyorum gözlerim açık…

İstanbul’u bir de Pierre Loti’den izlemeli…

Eğer “Benim uzak köşelere gidecek çok vaktim yok!” diyorsanız Ünlü yazar Pierre Loti’den ismini alan bu güzel bakı tepesi İstanbul’u izlemek için en güzel seçeneklerden biri.

Eyüp sahilden keyifli bir teleferik yolculuğu ile birkaç dakika içerisinde çıkabileceğiniz Pierre Loti Tepesi size Altın Boynuz Haliç’in en güzel manzarasını sunacağından şüpheniz olmasın.

Haliç, nadide dokunmuş bir el dokuma halısı gibi boydan boya uzanırken; üzerindeki tavşan adalarını, köprüleri seyretmek size keyif verecektir.

Demli bir çay eşliğinde Miniatürk, Feshane, Sütlüce Kongre Merkezi gibi tarihi ve kültürel yapıları kuşbakışı seyrederken; gün batımı sırasında İstanbul’un ışıklarının birer birer yandığını görmek İstanbul’un o büyülü güzelliğine kendinizi bir kere daha kaptırmanıza yardımcı olacaktır.

Çamlıca’dan Boğaz keyfi

İstanbul’un en güzel portresini çıkarmak istenirse bence Çamlıca Tepesi’ne gitmek gerekir.

Hemen önünüze Marmara Denizi’nden Karadeniz’e uzanan muhteşem İstanbul Boğazı, karşınızda olağanca heybeti ile Ayasofya, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe gibi harikulade yapılar dizilmektedir.

Boğazın üzerine inşa edilmiş zarif gerdanlık gibi köprüler ve bir kuğu gibi süzülerek Boğaz’dan geçen gemiler harikulade bir manzara sunar.

Şehrin tüm hareketliğini, sakince, bir bardak sıcak sahlep eşliğinde keyifle izleyebileceğiniz ve muhteşem fotoğraflar alabileceğiniz bir İstanbul klasiğidir Çamlıca Tepesi…

Karadeniz’in poyrazı ile Marmara’nın lodosunu hissedebileceğiniz Çamlıca Tepesi size eşsiz bir manzara sunmak için şehrin tam kalbinde yer almaktadır.

En keyifli yürüyüşler sahil boyunda diyenler için…

Bakırköy’den Sarayburnu’na ya da Moda’dan Pendik’e

Deniz kıyısında yürümeyi koşmayı ve hatta kondisyon aletleri ile spor yapmayı sevenler için İstanbul’un Marmara sahilleri tam size göre. Yürüyüş dışında bisiklet veya scooter kiralayabileceğiniz İstanbul’un uzun Marmara sahillerinde gün boyu sıkılmadan aktivite yapabilirsiniz.

Avrupa Yakası’nda Bakırköy’den Sarayburnu’na yaklaşık 14 km. kesintisiz yürüyüş yolu olan Marmara sahilinde belirli aralıklarla kondisyon aletlerinin yanı sıra oturma grupları da bulunmakta.

Yedikule itibari ile Bizans surlarını inceleyerek yer yer tarihi camileri ve evleri fotoğraflayarak bu uzun yolun nasıl bittiğinin farkına bile varamayacaksınız.

Bu keyifli yürüyüşünüzde yanınıza alacağınız ufak atıştırmalıklar size keyif verecektir.

Moda’dan Pendik’e 20 kilometrelik uzun bir yürüyüş yolu sunan Asya Yakası hafızalarımıza Caddebostan ve Süreyya eski plajları ile kazınsa da hala çok güzeller. Yürüyüşünüz sırasında İstanbul’un en keyifli noktalarından olan Adalar, manzarasıyla harika bir görsellik sunmakta. Moda itibari ile birçok noktadan bisiklet ve scooter kiralayabileceğiniz gibi bolca bulunan cafe ve restoranlardan alacağınız yiyeceklerinizi sahil boyunda tüketebilirsiniz.

Günün sonunda biraz yorulmuş olsanız da harika bir gün geçirmenin keyfi sizi mutlu edecektir.

Boğaz’da araba ile gezmek isteyenlere…

Rumeli Hisarı’ndan Rumeli Feneri’ne ya da Anadolu Hisarı’ndan Anadolu Feneri’ne

Hem Boğaz havası alalım ama farklı yerler de gezelim derseniz Boğaz’ın iki yakasında harika iki rota sizi bekliyor olacak.

Şehirden çıkmadan ama öyle şehrin gürültüsünden trafiğinden uzak, biraz tarih, doyasıya doğa, ve tabi ki güzel lezzetler ile farklı bir gün geçirebileceğiniz harika rotalar Hisarlar ile başlıyor olacak.

Avrupa Yakası’ndaki rotanıza Boğaz’ın en dar noktasına, Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen Rumeli Hisarı ile başlayabilirsiniz.

Rumeli Hisarı ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü fotoğraflayıp belki kısa bir yürüyüş sonrasında Emirgan’da vereceğiniz mini mola sırasında kendinizi Tarihi Çınaraltı Kahvesi’nde bir kahve ile ödüllendirebilirsiniz. (Tabi; al-götür şeklinde…)

İstinye, Tarabya ve Kireçburnu sahilinde onlarca güzel yalı evlerinin beğendiğinizin önünde mola verebilir, yürüyüşler yapabilirsiniz. Ama yolunuz Sarıyer’e düşünce mutlaka meşhur Sarıyer Böreği’ni tatmalısınız.

Boğazın dört manevi bekçisinden biri olarak kabul edilen Telli Baba kabrini görüp, Rumeli Kavağı Kalesi’nde harika fotoğraflar çekebilir oradan geçeceğiniz Garipçe Köyü’nden bir tarafta Karadeniz diğer tarafta Yavuz Sultan Selim Köprüsü manzarası ile Garipçe’den alacağınız balık ekmeklerinizi yiyebilirsiniz.

Günbatımın ise mutlaka Rumeli Feneri’nde olmalı. Denizcilerin geçerken selam verdiği Roke Kayası’nın (Öreke Kayalıkları) yanı başında günü batırmak size güzel bir deneyim olacaktır.

Boğazı Asya Yakası’ndan keşfetmek isterseniz Göksu Deresi yanından başlayacağınız kısa yürüyüşünüzü Yıldırım Beyazıt tarafından inşa ettirilen Anadolu Hisarı’nı görüp; Çengelköy’ün simgesi olan 350 yıllık anıt ağaç ve Tarihi Çengelköy Vapur İskelesi ziyaretleriyle renklendirebilirsiniz.

Tabi; Çengelköy deyince böreksiz olmaz… İster deniz kıyısında ister aracınızın içinde ama mutlaka demli bir çay eşliğinde yenmeli…

Böreğin üzerine iki adım ötede meşhur Kanlıca Yoğurdunu yiyip; Beykoz, Paşabahçe sahilinde kısa yürüyüşler yapabileceğiniz gibi Hidiv Kasrı ve Beykoz korularını keşfedebilirsiniz.

İstanbul Boğazı’nın Asya Yakası’ndaki manevi bekçisi olan Hz. Yuşa’yı ziyaret edip; Anadolu Kavağı seyir terasından Yaros Kalesi’nin ve İstanbul Boğazı’nın muhteşem fotoğraflarını alabilirsiniz. Ormanlık alan içinden yapacağınız kısa araba yolculuğu sonrası Garipçe gibi küçük bir balıkçı köyü olan Poyrazköy’den balık ekmeklerinizi alıp; Anadolu Feneri’nde harika bir gün batımı eşliğinde yiyebilirsiniz.