Türkiye’de kadın ve kadın turist olmak!..

Franziska Niehus

Erkek egemen bir toplumun acı bir gerçeğidir ülkemizde kadın olmak. Albert Camus’un çok sevdiğim derinlikli bir sözü vardır; “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.” Likya Yolu

Yazılarımı takip ettiyseniz uzmanlık alanımın seyahat içerikleri olduğunu biliyorsunuzdur. Fakat gün geçmiyor ki rahatsız olduğumuz konuların üstüne bir yenisi daha eklenmesin…

Türkiye’nin 81 ilini gezme hedefiyle çıktığı yolculukla dikkatimizi çeken Almanya doğumlu Franziska Niehus’un 26 Kasım’da Youtube kanalına “Likya Yolu ‘nda 7. günüm ve bugün gerçekten çok korktum” başlığında yüklediği seyahat deneyimi; Turizm Günlüğü köşemdeki ikinci özel köşe yazımın konusu ve bir kadın olarak günlük hayatta yaşadıklarımızın kanlı canlı görüntüsü oldu.

ISSIZ BİR DERE KENARI, ELİNDE BIÇAKLA ISRARCI BİR ADAM…

Güne pek de iyi başlamayan Franziska’nın korku dolu anları, pek çok farklı kaynak tarafından dünyanın en iyi 10 yürüyüş rotasından biri olarak gösterilen 535 kilometrelik Likya Yolu parkurunun 7. gününde, Üzümlü’deki ıssız bir dere kenarında elinde bıçakla ağaç kesen bir adama rastlamasıyla başlıyor.

Franziska Niehus o dehşet dolu anları şöyle anlatıyor: Nehir kenarında yürüyordum. Sonra birisini gördüm. Aslında bu konuda mutlu oldum çünkü her zaman yolda birilerini görmekten mutlu olurum bu yalnız olmadığım anlamına gelir. Yaklaştım ve fark ettim ki o bir adammış. Ve o adamın elinde gerçekten büyük bir bıçak vardı. Onunla ağaçları kesiyordu. Tam yolun ortasında duruyordu. Yani bana yol vermeden geçemedim. Elindeki bıçakla tam olarak karşımda duruyordu ve bana sorduğu ilk şey “Yalnız mısın?” sorusuydu. Yalnız olduğumu söylememen gerektiğini biliyorum. Ama o an yalnız olduğum aşikardı. Sonra memnun oldum dedi ve elini uzattı. Bence bu garip, eline dokunmak zorunda değilim. Bana yakın olmak istiyor hissi uyandırdı. Abartıyor muyum yoksa gerçekten bir tehdit miydi bilmiyorum. Fakat elimi uzattım ve memnun oldum dedim. Açıkçası geçip gitmek istedim. Gözlerini dikip bana baktı. Bu noktada tehdit olup olmadığına pek emin değilim. Kamerama baktı, kaydedip etmediğimi gördü mü emin değilim ama o koca bıçağı hep önünde tuttu. Yani hiçbir şeyi saklamıyordu. Titremeye ve panik olmaya başladım. Ayrılıp yoluma devam etmek istedim. İçimden “Aman tanrım kötü şeyler olacak” dedim. Ve adam o an da telefon diyerek numarasını vermeye, benim onu aramamı sağlamaya çalıştı. Kendimden emin durmaya çalıştım. Kafamda “bu adamın saygısını nasıl kazanırım?” diye düşünmeye başladım. Korkmadığımı nasıl gösterebilirdim? Aklıma gelen tek şey “Kahramanmaraşlı” olduğumu söylemekti. Numarasını söylemeye başladı. Tuhaf konuşmasından dolayı anlayamadım. Rastgele yazmaya başladım ve bana “ara beni” dedi. Numarasını anlamadığım için onu sinirlendirmek istemedim. “Çok teşekkür ederim gitmeliyim” dedim. Öylece ayrıldım ve ilk saniyelerde beni takip edeceğinden korktum. Orayı olabildiğince hızlı terk ettim.

YALNIZ BİR KADIN GEZGİN

Seyahati boyunca yalnız bir gezgin olan Franziska, karşılaştığı bu adamın ısrarlı iletişiminden hem rahatsız oluyor hem de korkuyor. Franziska’nın videosunu izlediğim süre boyunca onunla empati kurarak (aslında buna pek de gerek yok çünkü hemen hemen her gün bu korkuyla ve yaşanmış olaylarla yaşıyoruz) yaşadığı o birkaç dakikalık an (bu süre biz kadınlarda yıllara eşit olan bir zamana denk gelmektedir) nefesimi kesen bir endişe yaratıyor benim de içimde.

ÖLÜYORUZ, ÖLDÜRÜLÜYORUZ!

Videonun 7. dakikasında başlayan o korku dolu anları video sonunda detaylarıyla anlatan Franziska’nın, özellikle “Abartıyor muyum yoksa gerçekten bir tehdit miydi bilmiyorum” ifadesi bana o kadar kötü hissettirdi ki, bunu ifade etmenin kolay bir yolu olacağını düşünmüyorum… Bu ülkede yaşananlar, söylenenler, eğitimler; biz kadınlara açık bir tehditte bile kendimizden şüphe etmemizi ve kendimizi suçlamamızı sağlayacak mesajlar veriyor. Biz doğduğumuz andan itibaren bu mesajlarla büyüyor ve gelişiyoruz. Hatta öldürülüyor ve ölüyoruz!

Franziska Niehus’un HAYATIM için KORKTUM | LIKYA YOLU 7 videosunu izlemek için linke tıklayabilirsiniz.

CAN GÜVENLİĞİMİZ PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI!

Birkaç hafta önce Başak Cengiz’in samuray kılıcı ile öldürüldüğü, birkaç gün önce de “ekmek bıçağı” ile Kadıköy-Tavşantepe Metro Hattı’nda kadın yolculara saldırı haberleri. Bugün ve yarın daha nicesi… Tüm bu olaylar, yaşananlar, haberler beni; ülkemle ve kendimle ilgili artık çok daha fazla umutsuzluğa ve can güvenliğimin pamuk ipliğine bağlı bir düzende yaşadığımı düşünmeme sevk ediyor.

GÖRÜN, DUYUN, HAREKETE GEÇİN!

Franziska’nın da yaşadığı bu korku dolu anları hem bir haberci hem de bir kadın olarak dile getirmem, görmeyenler için göze sokmam, duymayanlar için bir kez daha ses olmam gerektiği ihtiyacı yaratıyor ben de.

“Keyfini çıkarın, aşılandım” üzerine…” başlıklı ilk köşe yazımda ele aldığım “Temizlenmiş tatil köyleri ve aşılanmış personel! Biz buna turizm için çifte güvenlik diyoruz” tanıtım reklamı ve benzerleri yerine kadın, erkek, çocuk, hayvan demeden yaşam hakkını ve güvenliği merkeze alan çalışmaların daha fazla olması gerektiğine inanıyorum.

Belki de ağır gelen kadının kadın olmasıydı. Erkeklerin erkek olamadığındandı kadına öfkesi ve şiddeti…

1 kişinin ölümünün trajedi 1 milyon kişinin istatistik olduğu Türkiye’de geçmişten günümüze iktidar ve siyaset isimlerince kullanılmış yerli yersiz her fırsatta natalist söylemleriyle kadının varoluşunu üremeye indirgeyen ve başka amaçlarla yargılayan bu ifadeleri unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı dile getirmek isterim:

  • “Bir tane kadın mıdır, kız mıdır bilmem.”
  • “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek çıkıyor.”
  • “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün.”
  • “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.”
  • “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur.”
  • “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak.”
  • “Türk kadını evinin süsüdür, erkeğinin şerefidir.”
  • Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili “Kızlarına sahip çıksalardı.”
  • “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.”

Kısacası altı yaşında çocukların evlenebileceğini söyleyenleri de, “Annen de olsa diz kapağının üstü tahrik eder” diyenleri de duydu bu kulaklar. Kadına yönelik şiddetin önlenmesine çözüm bulduğunu sanan hadsizlerin “Bekâr erkeklere cinsel ihtiyaç ödeneği verilsin” sözlerini de, Diyanet’in nişanlı çiftlerin nerede, nasıl gezeceğiyle ilgili fetvasını da.

Yazımı Emine Supçin’in “Cehaletin tek korkusu kadındır. Çünkü kadın öğrenirse çocuklarına da öğretir” tespiti ile bitirmenin, Tupac Amaru Shakur’un bu sözünün de yerinde bir ironi olacağını düşünüyorum: “Reagen, yüzlerce odalı Beyaz Saray’da yaşarken nasıl yoksulluk hakkında konuşabilir?” sizce de öyle değil mi?..

Önceki İçerikJaponya ve İsrail, sınırlarını bütün yabancılara kapattı
Sonraki İçerikAeroflot zararını kapatıyor
1995 yılında İstanbul’da doğdu. 2017 yılında “Medya'da Kadına Yönelik Cinsel Şiddet” konulu bitirme tezi ile mezun olduğu Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünü üç onur belgesi ve Anadolu Üniversitesi Radyo Televizyon Programcılığı bölümünü dört yüksek onur belgesi ile bitirdi. 2017 yılında girdiği Turizmgunlugu.com'da ve bir Turizm Günlüğü yayını olan Tourism Diary Dergisi'nde Yazı İşleri Müdürü olarak görev alan Gülal, markanın instagram hesabını yönetmesinin yanı sıra görsel sanat, seyahat ve fotoğraf tutkusunu ise @fotokusagi adlı instagram sayfasında takipçileriyle paylaşıyor. Dünya Basın Federasyonu (World Press Federation) üyesi olan Gülal, freelance olarak çeşitli sektör dergilerinde de editörlük yapıyor.