Kapadokya’da Peri Bacaları Çöküyor, İnsanlar Ölüyor: Alan Başkanlığı Ne Yapıyor?

3 Kişi Hayatını Kaybetti! Kapadokya'da Koruma ve Denetim Tartışması

Son güncelleme: 3 Kasım 2026 | Yazar: Turizm Günlüğü

2019 yılında Göreme Tarihi Milli Parkı’nın statüsü kaldırılarak Kapadokya Alan Başkanlığı kuruldu. Aradan geçen yıllarda peri bacalarında peş peşe çökmeler yaşandı. 2026’da üç kişinin hayatını kaybettiği, beş kişinin yaralandığı facia ise Kapadokya’nın korunmasına yönelik denetim ve risk yönetimini yeniden gündeme taşıdı. Dünya mirası niteliğindeki bu eşsiz coğrafyada artık yalnızca çökmelerin nedenleri değil, korumadan sorumlu kurumların görevlerini ne ölçüde yerine getirdiği de sorgulanıyor.

Kapadokya’da bir peri bacası daha çöktü. Ancak bu kez sonuç, yalnızca doğal bir oluşumun kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Göreme Açık Hava Müzesi girişinde 29 Ekim 2026’da meydana gelen kaya düşmesi faciasında üç kişi hayatını kaybetti, beş kişi yaralandı.

Nevşehir Valiliği, olayın aşırı yağışların ardından meydana gelen toprak kaymasıyla bağlantılı olduğunu açıkladı. İlk değerlendirmelerde doğal koşullar öne çıkarılırken, facia Kapadokya’nın jeolojik mirasının korunması, riskli alanların belirlenmesi ve ziyaretçi güvenliğinin sağlanması konularında önemli soruları beraberinde getirdi.

Çünkü Kapadokya’da yaşananlar tek bir olaydan ibaret değil. 2024 yılında Uçhisar’da, 2025 yılında Göreme’de ve 2026 yılında yeniden Göreme’de peri bacalarında çökme meydana geldi. Son olayda can kayıplarının yaşanması, bu gelişmelerin münferit doğa olayları olarak değerlendirilmesinin yeterli olup olmadığını tartışmaya açtı.

2019’da koruma modeli değişti: Göreme Milli Parkı statüsü kaldırıldı

Kapadokya’nın korunmasına ilişkin tartışmaların önemli dönüm noktalarından biri 2019 yılında yaşandı.

1986 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla milli park ilan edilen Göreme Tarihi Milli Parkı’nın statüsü, 22 Ekim 2019 tarihli ve 1673 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kaldırıldı. Aynı yıl kabul edilen 7174 sayılı Kapadokya Alanı Hakkında Kanun kapsamında Kapadokya Alan Başkanlığı kuruldu.

Yeni düzenlemeyle Göreme Tarihi Milli Parkı’nı da kapsayan, Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirleri gibi önemli alanları içine alan yaklaşık 86 bin hektarlık daha geniş bir coğrafyanın yönetimi tek bir kurumsal yapı altında toplandı.

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanlığı açıklamasında bu değişikliğin gerekçesi, farklı koruma statülerinden kaynaklanan yetki karmaşasını gidermek ve kaçak yapılaşmayı önlemek olarak ifade edildi.

Ancak aradan geçen yıllarda ortaya çıkan tablo, yeni koruma modelinin sahadaki başarısının daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesini gerektiriyor.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Milli park statüsünün kaldırılması, Kapadokya’nın UNESCO Dünya Mirası statüsünün sona erdiği veya bölgedeki bütün koruma hükümlerinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Kapadokya, 1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaya devam ediyor.

Asıl mesele, değişen yönetim modelinin bu eşsiz doğal ve kültürel mirası koruma konusunda ne ölçüde başarılı olduğu.

2024, 2025 ve 2026: Peri bacalarında peş peşe çökme

Kapadokya’da son yıllarda yaşanan olaylar, bölgedeki doğal kaya oluşumlarının güvenliği konusunda daha sistematik bir yaklaşım gerektiğini ortaya koyuyor.

Aralık 2024: Nevşehir’in Uçhisar beldesi Tekeli Mahallesi’nde, yağışların ardından karla kaplanan tüf kayadan oluşan bir peri bacasının bölümü çöktü. Olayda can kaybı ve yaralanma yaşanmadı. Çökme anı güvenlik kameralarına da yansıdı.

Ekim 2025: Göreme beldesi Gaferli Mahallesi’nde bir peri bacasının büyük bölümü yıkıldı. Çevreye kaya parçalarının savrulduğu olayda yaralanan olmadı. Kalan bölümün de yıkılma ihtimaline karşı güvenlik önlemleri alındı.

Ekim 2026: Göreme Açık Hava Müzesi girişinde meydana gelen kaya düşmesi üç kişinin hayatına mal oldu, beş kişi yaralandı. Olay, bölgedeki kaya oluşumlarının ziyaretçiler açısından oluşturduğu riskin artık yalnızca teorik bir güvenlik meselesi olmadığını gösterdi.

Üç yıl üst üste yaşanan bu gelişmeler, Kapadokya’daki riskli kaya oluşumlarının ne sıklıkla incelendiği, tehlikeli alanların önceden belirlenip belirlenmediği ve gerekli güvenlik önlemlerinin zamanında alınıp alınmadığı sorularını gündeme getiriyor.

Kapadokya Alan Başkanlığı’nın sorumluluğu ne?

Kapadokya Alan Başkanlığı’nın görevleri arasında yalnızca bölgenin tanıtımı ve turizm faaliyetlerinin geliştirilmesi bulunmuyor.

Başkanlığın resmî görev tanımına göre kurum;

  • Kapadokya’nın jeolojik ve jeomorfolojik dokusunu korumak,
  • Jeolojik ve jeoteknik etütler yapmak veya yaptırmak,
  • Peri bacalarının korunması, onarımı ve iyileştirilmesine yönelik çalışmaları yürütmek,
  • Gerekli güvenlik önlemlerini almak veya aldırmak,
  • Alan içerisindeki plan ve projelerin uygulamalarını denetlemek,
  • Koruma esaslarına aykırı yapılaşma ve uygulamaların önüne geçmek gibi önemli sorumluluklar üstleniyor.

Dolayısıyla yaşanan son facianın ardından yalnızca yağış miktarına ve doğal aşınmaya dikkat çekmek yeterli değil.

Asıl yanıtlanması gereken soru şu: Riskli olduğu bilinen veya önceden tespit edilebilecek kaya oluşumları için hangi çalışmalar yapıldı? Bölgedeki peri bacaları düzenli olarak inceleniyor mu? Ziyaretçilerin bulunduğu güzergâhlarda kaya düşmesi ve toprak kayması risk analizleri gerçekleştiriliyor mu?

Bu soruların yanıtları kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmalı.

Yağış doğal neden olabilir, peki risk yönetimi nerede?

Kapadokya’nın jeolojik yapısı, milyonlarca yıllık volkanik faaliyetler ve sonrasında gerçekleşen doğal aşınma süreçlerinin sonucunda oluştu. Tüf tabakaları; yağmur, kar, rüzgâr ve sıcaklık değişimlerinin etkisiyle zaman içinde aşınabiliyor. Bu nedenle kaya düşmesi ve peri bacalarında doğal çökme riskinin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değil.

Ancak doğal risklerin bulunması, bu risklerin yönetilemeyeceği anlamına gelmiyor.

Özellikle yoğun ziyaretçi trafiğinin bulunduğu alanlarda periyodik jeolojik incelemeler, çatlak takibi, risk haritaları, kontrollü ziyaretçi güzergâhları ve gerektiğinde geçici alan kapatma uygulamaları hayati önem taşıyor.

Ayrıca turizm tesisleri, otoparklar, yollar ve altyapı çalışmaları gibi insan faaliyetlerinin doğal kaya oluşumları üzerindeki etkileri de bilimsel yöntemlerle değerlendirilmek zorunda.

Herhangi bir inşaatın veya araç trafiğinin son çökmelere doğrudan neden olduğunu gösteren kamuya açıklanmış bilimsel bir rapor bulunmadan bu yönde kesin hüküm vermek doğru değil. Ancak bu faaliyetlerin jeolojik riskler üzerindeki olası etkilerinin araştırılması ve sonuçlarının açıklanması gerekiyor.

UNESCO Dünya Mirası Kapadokya için koruma mı, turizm mi?

Göreme Millî Parkı ve Kapadokya’nın kaya alanları, 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak uluslararası ölçekte evrensel değeri kabul edilmiş bir miras alanı haline geldi.

UNESCO’nun Kapadokya’ya ilişkin değerlendirmelerinde de erozyon nedeniyle tehlike altındaki bazı anıtların öncelikli koruma ve restorasyon çalışmasına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Alanın bütüncül biçimde yönetilmesi ve yeterli teknik desteğin sağlanması da önemli konular arasında gösteriliyor.

Bu nedenle Kapadokya’nın geleceği yalnızca daha fazla turist ağırlamak, yeni tesisler geliştirmek veya ziyaretçi sayısını artırmak üzerinden değerlendirilemez.

Turizmden elde edilen ekonomik kazanç, korunamayan bir doğal ve kültürel mirasın kaybını telafi edemez.

Kapadokya’nın en önemli turizm değeri, otelleri, restoranları veya ticari işletmeleri değil; başka hiçbir yerde aynı biçimde bulunmayan jeolojik ve kültürel dokusudur.

Bu dokunun zarar görmesi, uzun vadede bölgenin turizm rekabet gücünü de doğrudan etkileyebilir.

Kapadokya Alan Başkanlığı kamuoyuna açıklama yapmalı

2026 yılında üç kişinin yaşamını yitirdiği facia, Kapadokya’nın korunmasına ilişkin tartışmaların ertelenemeyeceğini gösterdi.

Kapadokya Alan Başkanlığı’nın, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve ilgili yerel yönetimlerin kamuoyunu aydınlatması gereken önemli başlıklar bulunuyor:

  1. Kapadokya genelinde kaç peri bacası ve kaya oluşumu riskli olarak sınıflandırıldı?
  2. Riskli alanlarda son beş yılda kaç jeolojik ve jeoteknik inceleme gerçekleştirildi?
  3. Göreme, Uçhisar ve diğer yoğun ziyaretçi bölgelerinde düzenli kaya düşmesi risk analizleri yapılıyor mu?
  4. Ziyaretçilerin kullandığı güzergâhlarda güvenlik denetimleri hangi sıklıkla gerçekleştiriliyor?
  5. Son üç yılda yaşanan çökmelerin ardından hangi önleyici tedbirler alındı?
  6. 29 Ekim 2026’da yaşanan facianın önceden tespit edilebilir bir riske dayanıp dayanmadığı araştırılıyor mu?

Bu soruların yanıtlanması, yalnızca kurumların sorumluluğunu değerlendirmek açısından değil, gelecekte yaşanabilecek can kayıplarını önlemek açısından da önem taşıyor.

Kapadokya milyonlarca yıllık bir doğal miras. Onu korumakla görevli kurumların başarısı ise tanıtım faaliyetleriyle değil, bu mirası ne ölçüde koruyabildikleriyle ölçülmeli.

Üç kişinin hayatını kaybettiği bir faciadan sonra yapılması gereken, yalnızca olayın nedenini açıklamak değil; aynı riskin başka bir noktada yeniden yaşanmaması için hangi önlemlerin alınacağını ortaya koymaktır.