Ali Dağlar hep özlenen Küba’yı ve onun simgesi Cohiba’yı yazdı

“Eğer cennette puro yoksa hiç gitmeyebilirim (Mark Twain)”

Yer tütün gök pamuk
Puro içmeye Küba’ya gidilir mi gidilir!
Kadın gibidir puro, ilgi göstermezsen söner ve senden gider!

Haber ve Fotoğraflar: Ali DAĞLAR

Gazeteci Ali Dağlar

Uzun süredir gördüğüm bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi haliydi 5 günlük Küba seyahati. Hafsalamda ne çok şey biriktirmişim bu ülkeye dair! İlk gün devrim ülkesinin simgelerinden, en önemli ihraç kalemi puronun tarlalardan, dudaklara yolculuğunun izini sürdük. UNESCO’nun dünya mirası listesine aldığı Vinales vadisi adanın en batısında, dünyanın en kaliteli puroları için tütün ekimi yapılan bölge. Vadiyi içine alan Pınar Del Rio bölgesi, 1961 Domuzlar Körfezi işgalinde sahte çıkarmanın yapıldığı, Che Guevara’nın çıkarmayı püskürten kuvvetin başında çarpışırken yüzünden yaralandığı yer olarak da hatırlarda. Derin vadinin panoramik seyri büyüleyici. Vadiye adını veren Vinales’te hemen herkes tütün tarlalarında çalışıyor. Rengarenk, kimi bitişik, tek katlı, önlerinde bir çift sallanan ahşap koltuk bulunan masalsı şehir. Yanı başında tütün tarlalarının uzandığı, içinde tütün yapraklarının kurutulup işlendiği hangar ve atölyeler bulunan çiftlikler, puro meraklısı turistlere test ettirilen ve hediyelik satışı yapılan ziyaretçi evlerine dönüştürülmüş. Küba’da bütün işletmeler devletin. Gruptan kopup, ahşap yapıların önünde uzanan, dev yapraklarının arasında beli bükük işçilerin çalıştığı tütün tarlasına dalıyorum. Gök pamuk, yer tütün tarlası; manzara öyle berrak ve keyif verici! Sağa sola özenle yatırıp kendime yol açtığım dev yapraklar arasında, 500 yıl önceki cangıllar misali bir kaşif edasıyla ilerliyor ve beli bükük çalışan tütün işçilerinden birine yanaşıyorum.

Bu fotoğraf Ali Dağlar’a ait değildir.

Öyle bir tebessüm ki; “Yoldaş” diye seslenesim geliyor!

Fidel Castro şapkalı ve üniformalı, pırasa bıyıklı, devrim romanlarından fırlamış işçi doğrulup yüzüne yayılan içten bir gülümsemeyle elini uzatıyor. Gülüşü öyle sıcak ki; ‘Yoldaş’ diye seslenesim geliyor. İspanyolca tek ezberim “Hola” (merhaba) diye sesleniyor, gülümsüyorum. Kısa kesilen iletişimimin, adaya ayak bastığım gün alıp üstüme geçirdiğim “Comantande Che” imzalı ve fotoğraflı tişörtümle tamama erdiğini düşlüyor, el sıkıp vedalaşıyorum. Oradan çiftliğin kesif tütün kokusunun sindiği, Karadeniz yaylalarında kışın hayvanlar için ot kurutulan ahşap yapılara benzer, yüksek tavanlı, tütün kurutma hangarlarına (Casas del tabaco) geçiyoruz. Kurumaya yüz tutmuş, iplere salkım saçak dizili tütün yapraklarının kokusu öyle kesif ki; dişlerimin arasında bir enfiye çiğniyormuş hissi yaşatıyor. Ardından hangara bitişik, çiftlikteki atölyelerde henüz sarılmış irili ufaklı puroların turistlere (paranızla da olsa) test ettirildiği, hediyelik satış bölümüne geçiyoruz. Hayatında tütün içmemiş turist bireylerin hiç tatmadan yakınlarına hediye için puro kutularına hücumu, görmek istemeyeceğiniz cinsten bir manzara. Ziyaretçi evinde tur keyfinin zirve yaptığı an işte; henüz sarılıp markasız, bandrolsüz inceden bir puroyu hafif telaşla yakıp, damağımda dinlendiriyorum dumanını.

Puro içmeye Küba’ya gidilir mi gidilir!

Hani puro içmek için Küba’ya gidilir mi gidilir! İlk puroyu Küba yerlileri içmiş. Kurumuş tütün yapraklarının dumanını bir çubukla içlerine çekiyorlarmış. İspanyol sömürgeciler bundan ilham alarak üretmiş puroyu. 1580’lerde işi ticarete dökmüşler. O günden sonra da adanın en önemli ticari ürünü haline gelmiş. Büyük puro fabrikalarında işçilere kitap okunup, klasik müzik dinletildiğini okumuştum bir yerlerde; tur rehberi doğruluyor. Küba’da sekiz tür tütün yetiştirildiğini öğreniyoruz bu arada; her biri farklı kalite ve özellikte. Çiçeğinden tohumuna her şeyini görüyoruz tütünün, bu ziyaretçi evinde. “Torcedor” denilen bu küçük atölyelerdeki tütün sarımcıları fotoğraf çekiminden hoşlanmıyormuş.

Bu fotoğraf Ali Dağlar’a ait değildir.

Puroların kralı, devrimin lideri için üretildi

Küba’da puro üretimi de devlet tekelinde tabiatıyla. En ünlü markaları Cohiba, Romeo y Julieta, Monte Cristo ve Partagas. Hepsi birbirinden farklı özelliklere sahip tütünlerden yapılıyor. İçlerinde en kalitelisi, devrimden sonra, devlet girişimiyle ortaya çıkan bir dünya markası; Cohiba. Devrimin çocuğu o. İspanyolların katlettiği, Küba’da yaşayan “Tainos” yerlilerinin tütün yaprakları rulosuna verdikleri isim. Yapraklarının üçlü fermantasyondan geçirilerek puroya daha zengin bir aroma ve tatlılığın verildiği tek marka. 1966 yılında devrimin lideri Fidel Castro için üretildi. Yaprakları bölgenin en iyi beş tütün çiftliğinden. Marka olarak tescili 1969’da yapılmış. Küba’da, sadece devlet işlerinde hediye olarak kullanılmış uzun süre. Puroların kralı olarak biliniyor.

Efsanenin sonu: “Bakire kızların baldırlarında sarılan purolar!”

Havana’da yüzlercesi bulunan puro fabrikalarından birini geziyoruz. Kapısında Fidel Castro’nun Revolotion (devrim) yazılı resmi karşılıyor sizi. St. Clara’daki Che Guevara mozolesi hariç heykel yok ülkede ama pek çok Fidel Castro ve Che Guevara’ya ait resimlere ve figürlere rastlıyorsunuz her köşede. Fabrika girişi de olsa önünde fotoğraf çektirmeden olmaz. Sonra o kesif tütün kokusunu yeniden soluyarak, kafalar hafiften kıyak, puro fabrikasını geziyoruz. Homofobik olacak belki ama bir acı gerçekle biz de karşılaşıyoruz orada. Puronun o hep anlatılan hikayedeki gibi bakire kızların bacaklarında sarılmadığını gözlerimizle görüyor, bu kez inanıyoruz. Gencinden yaşlısına kadın-erkek Kübalı işçiler tahta tezgahlar üstünde öyle özenle sarıyorlar ki puroları; bir yandan tüttürüyorlar neşeyle. Havana sokaklarındaki gibi biraz yorgun ama mutlulukla ışıldıyor yüzler. İrili ufaklı puroların sarımında asıl incelik. Tütün yapraklarının damarları alınacak, yırtmadan çok sıkı sarılacak, gevşek olmayacak, belli nemli ortamda sarılacak, nemini kaybetmesin diye özel kese ve kutularda saklanacak. İyi bir puro muhakkak elde sarılıyor ve iyi bir usta neredeyse aynı yüzlerce puro sarabiliyor. Tütün yapraklarına şekil vermek amacıyla ‘Şavata’ denilen, hilal şeklinde bıçakları kullanıyorlar.

Kadın gibidir, ilgi göstermezsen söner ve senden gider!

Çeşitli uzunlukta, kalınlıkta, kalitede ve fiyatta puro üretiliyor fabrikalarda. Belirli nem seviyesi gerekmekte puroları kurutmadan saklamak için. Maaşlar düşük ama her işçiye günde beşer puro verildiğini öğreniyoruz. Kalitelerine göre tanesinin 50 ile 450 dolar arasında satıldığını düşünürseniz hiç fena değil! Bu purolar olsa gerek, sokaklarda önünüzü kesen Kübalılar, ahşap kutular içinde ya da tek tek, bandrolsüz ama fabrikanın satış mağazasından daha uygun fiyatlara satış yapıyorlar. Çıkışta dişlerimin arasına bir puro daha sıkıştırıp ateşliyorum. Oradan, “İyi bir puro kadına benzer. Doğru şekilde, belli aralıklarla ‘ilgi göstermezsen’ söner ve senden gider” denilen İngiliz ata sözünü unutmadan, başım dumanlı, Havana sokaklarına dalıyorum…