Sonbaharı cömertçe yaşayan coğrafya: Bolu ve dağları

Sarıalan Yaylası

Bu yıl mevsimleri ve geçişleri tam anlamıyla yaşayamasak da doğaya dönüp baktığımızda, bize sonbaharın çoktan geldiğini müjdeliyor aslında. Yeşilden sarının en koyu tonlarına geçiş yapan yapraklar, güz renginin tüm doğayı sarıp sarmalayacağı günlerin pek yakında olduğunu müjdeliyor. Gündüzleri kavuran sıcak, öğleden sonra yerini hafif hafif esen rüzgara bırakırken kurumuş yaprakların havada dans eder gibi süzülüşü insanı bazen mest ediyor…

‘Bu Sonbaharı Kaçırmayalım’ Diyenler İçin

Gerek küresel ısınma, gerekse bu senenin başından bu yana yaşadığımız pandemi etkisi ile 2020 yılında ne kışı doğru düzgün yaşayabildik, ne baharı, ne de yazı… Corona bizlere veda etmediğine göre, hayatlarımızı bu yeni dünya düzenine adapte etme zamanı geldi de geçiyor. Adapte olmakta benim gibi güçlük çekenleriniz varsa eğer; kaçıp giden zamana dur demenin huzur verici alternatifleri olduğunu hatırlatmak isterim. Sosyalleşmek ya da eski yaşantınıza, zevk aldığınız şeylere, alışkanlıklarınıza dönmek için illaki çok da kalabalıklara karışmak şart değil. ‘Bu sonbaharı da kaçırmak istemiyorum!’ diyorsanız eğer; sadece bir hafta sonu için bile olsa, mevsimi dibine kadar yaşayacağınız Bolu Yaylaları’na davet ediyorum sizi.

#TGilekeşfet önerimiz:

Sarıalan Yaylası

Kıştan Önce Son Çıkış

Kış öncesi keyifli birkaç gün geçirmek, fazla oksijenden boğulmak, ‘dikkat sincap çıkabilir’ tabelalarının verdiği umutla ağaçlarda küçük sincaplar aramak, nereye çıkacağını bilmediğiniz ormanlarda düşünmeden yürümek, sabah çiğinden nasibini almış toprakta biten mantarları görünce tebessüm etmek istiyorsanız, bana göre bu mevsimin en güzel yaşandığı yerler olan Bolu ve civarındaki tüm dağlar sizi ağırlamayı bekliyor. Biz Ankara’dan öğle vakitlerinde yola çıktıktan 2-3 saat sonra Bolu’daydık. Öncelikli rotamız, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait olan Topuk Yaylası Tesisleri oldu. Birkaç sene önce ziyaret edip, bulunduğu yer ve misafirlerine verdiği hizmetten oldukça memnun kaldığımız bu tesis yapay bir göletin çevresinde konumlandırılmış. Yürüyüş ve koşu parkurları, günübirlik ziyaretçiler için bir restoran ve çevresine saygılı bir mimariye sahip olan konaklama tesisi ile verdiği kaliteli hizmet, bizleri ikinci kez kendine çekse de ne yazık ki tadilat nedeniyle Ekim ayı boyunca hizmete kapalı olduğunu kapıda öğrenerek gerisin geri dönmek zorunda kaldık. Ancak yol boyunca aldığınız çam kokusunun, köylerden geçerken yerini taze pişmiş ev ekmeğine bıraktığını hayal edin, yemyeşil doğanın içinden yol akıp giderken arkadan sadece kuş, kaz, keçi seslerinin geldiğini düşünün! Demek istediğim; her türlü o yolu gitmeye değerdi!

Özcan Alabalık & Dağ Evi

Odun Sobasından Gelen Çıtırtılar

Biz hem kendi konforumuz hem de çocukların konforunu düşünerek, daha önce de hizmetinden memnun kaldığımız Özcan Alabalık & Dağ Evi’nde kalmayı tercih ettik. (#TGilekeşfet önerimiz: İstanbul’a yakın 10 dağ evi & otel ) Yürüyüş yapmak için en az iki kişi olmanızı tavsiye ettikleri sıklıkta bir orman içerisinde konumlanan Özcan Dağ Evi, yerli bir ailenin senelerdir sürdürdüğü alışkanlıklarından ödün vermeden, misafirlerini ağırladıkları küçük bir işletme. Ana binada yer alan birkaç odanın haricinde, aynı avluya bakan bungalovların da yer aldığı tesisin, kendine ait büyükçe bir bahçesi de mevcut. Eğer sabah serinliği sizi etkilemezse, ciğerlere oksijen çeke çeke kahvaltı etmek gerçekten pek bir keyifli oluyor. Yemek saatleri için diğer bir alternatif de, odunların çıtırtısını duya duya sıcacık sobanın yanında, keyifli bir sohbet ve bayramlık lezzetler! Ailenin kadınları ve büyükbaba mutfaktaki ‘bir tabak daha yok mu’ dedirten yöresel lezzetlerden sorumluyken, erkek çocuklar işletme kısmındalar. Birinci günün sonunda kendi evinizde gibi hissetmeye başladığınız bu tesis, bana göre, şehrin kaosundan gerçekten uzaklaşmak ve dinlenmek isteyenler için. Çünkü pek çoğumuzun anı yaşayamama sebebi olan telefon, orada pek nadir çekiyor!

Göl Evi

Sarıalan Yaylası mevkii olarak geçen bu alanda birbirine yakın pek çok alternatif günlerinizi renklendirmenize yardımcı olabilir. Bunlardan bir tanesi eski adı ile Göl Evi, yeni adı ile Lagoon Palace & Spa Activities… Harika bir manzarası olan bu tesis, bana kalırsa bizim gibi çocuklu aileler için pek uygun değil; ancak sabahları göl manzarasına uyanmak, kaldığı birkaç günü kişisel bakımına ayırmak isteyenler için biçilmiş kaftana benziyor. Doğanın seslerini dinlemek için, yol üzerinde bir çay molası vererek, yasaklara rağmen (!) gölde balık tutanları keyifle izleyebilirsiniz.

Göksu Tabiat Parkı

Göksu Tabiat Parkı

Bolu’ya daha önce gitmediyseniz, o çok meşhur Abant Tabiat Parkı’nı elbette görmeden dönmeyin. (#TGilekeşfet önerimiz: Haftanın rotası: Abant & Gölcük & Yedigöller ) Ancak bölgede yanlış bilmiyorsam tam tamına 7 adet büyük göl ve zamanla çeşitli doğa hareketleri ya da dışarıdan müdahaleler ile oluşan birçok küçük göl yer alıyor. Sarıalan Yaylası civarında sizi en etkileyecek göllerden bir tanesi de Göksu Gölü. Girişinde küçük bir çamlık içinde tesisin yer aldığı, arabayla ilerlediğinizde harika bir göl manzarasının sizi beklediği bu tabiat parkında, sizi mutlu edecek piknik malzemeleriniz yanınızda olursa, sazlıklar arasında saklanmış kurbağaların şarkıları eşliğinde hem göl hem de harika bir orman manzarası sizi bekliyor olacak! Tabiat Parkı’ndan ana yola çıkarken, kendi evinin önünde el emeği ürünlerini satan Emine Teyze’ye bizden selam söyleyip, erişte ve yöreye has Keş Peyniri’nden satın almayı unutmayın. Mevsimi kaçırmazsanız; belki kızılcık ve kuşburnu marmelatları ile benim ilk kez rastladığım kızılcıklı tarhananın tadına da bakabilirsiniz.

Kendine Bir İyilik Yap!

Bu sonbahar bitmeden, kendine bir iyilik yap ve müthiş çam ormanlarına eşlik eden, aniden insanın önüne çıkıveren küçük derelerde şırıl şırıl akan suyun sesini dinleyerek doğanın bir kez daha seni şaşırtmasına izin ver ve Bolu Yaylaları’nın keyfini çıkar!

Mürde Deniz Berksan
İç Mimar