Komşudan da yakın; Bulgaristan… (Bansko – Sandanski)

Bansko / Kempinski Hotel Grand Arena Bansko Görsel: Melih Daşgın

“Komşudan da yakın; Bulgaristan …” yazı serisinin ikinci bölümüne hoş geldiniz. Bulgaristan’ın başkenti Sofya’yı Seyahat Blogger’ı Melih Daşgın ile doludizgin keşfetmenin ardından bir sonraki durağımız Bansko ve Sandanski şehirleri oluyor. Bu bölümde bu iki güzel şehrin yanı sıra birbirinden güzel iki köyü; Leshten ve Kovachevitsa’yı da #TGilekeşfet ‘meye çıkıyoruz…

BANSKO

Bansko, Sofya’ya 2 saat mesafede, Pirin Dağları eteklerinde, yazın harika manzarası olan, kışın üzerine beyaz örtü serilen, Bulgaristan’ın en büyük ve en ünlü kış tatili/kayak merkezi. Tatilini kış sporu tesislerinde ve dağlarda geçirmek isteyenler için harika bir yer olan Bansko, sadece Bulgaristan değil, kış sporu tutkunu birçok ülke insanı için de oldukça popüler.

Bulgaristan Bansko / Görsel: Melih Daşgın

Bansko’nun kısa sürede bu kadar popüler olmasının başlıca sebebi ise düşük maliyetler. Dünyadaki diğer kış sporu merkezlerinin neredeyse en uygun fiyatlı olanıymış Bansko. Diğer kış sporu yapılan yerlere kıyasla konaklama+kayak sporuna ait her şey (kıyafet, skipass, telesiyej vb.) gayet uygun. Sadece kayakla ilgili değil aynı zamanda, konaklamadan, yeme-içmeye, ulaşımdan her türlü aktiviteye birçok kalemde uygun fiyatı bulmak mümkün.

Buradan Bansko’nun sadece kış mevsiminde gelinesi ya da kayak yapanların gelmesi gereken bir yer sonucu çıkarılmasın lütfen! Bansko her mevsim gelinecek bir yer. Hızlı büyümüş ve modernleşmiş olmasına inat, değişime uğramamış, hala tarihi dokusunu sonuna dek size hissettirecek ve her mevsim gelmenize sebep olacak yerler de var Bansko’da.

Bunların başında da “Eski şehir” ve ona eski denmesine sebep olan Bulgar evleri ile beraberindeki Arnavut kaldırımları gelmekte. Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı Devleti’nin, milliyetçilik akımından en fazla etkilenen devletler arasında olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Çatısı altında bulundurduğu, çok farklı etnik grubun olduğu Balkan coğrafyası ise bunun en çok görüldüğü yerlerin başında. O dönemde Osmanlı’ya karşı Bulgar Milli Uyanışı’nın başlatıldığı şehirler arasında Bansko’yu da görmek mümkün. Dönemin izlerini taşıyan evlerin mimari yapıları ve hikayeleri biz Türkler için ilgi çekici olabilir. Bu evlerin bazıları; Velyanova Evi, Nikola Vapstarova Evi, Radonova Evi. Evlerin yanı sıra çok ilginç bir hikâyeye sahip Holy Trinity Kilisesi’ de Bansko’da görülmesi gereken yerlerden bir diğeri. Hikâyede Osmanlı Devleti de taraf olduğunu belirtmek isterim.

Yerel lezzetleri, yerel havada sunan mehanalar

Tarih kokan sokakların cazibesine kapılıp, zamanın nasıl geçtiğini anlamamış olabilirsiniz. Ama acıkmanız için sebep dahi olabilecek yerlere götüreyim sizi. Yerel lezzetleri, yerel havada sunan mehanalara! Nedir peki bu mehanalar diyecek olursanız da Bulgar yemeklerini, yerel sunumlarla yediğiniz, Bulgar Kültürü’ne uygun dekore edilmiş mekanlara verilen ad “mehana”.

Mehana’lar Bulgar kültürünün bir parçası ve geleneksel tarzda ve işletme anlayışında hala ayakta kalan özellikli yerler. Bansko’da o güzel yıldızlı otellerinizin yemeklerinden ayrılabilirseniz mehanaları mutlaka denemelisiniz. Tavsiye edebileceğim yerler ise; Vodenitsata ve Valevicata Inn.

Bansko’nun sunmuş olduğu alternatifleri genişletmek elbette mümkün. Eğer buralara biraz geniş zamanlı gelecek olursanız şu aktiviteleri de not etmenizde fayda var. Adımlarınıza güveniyorsanız, Pirin Dağı zirvesi olan Vihren’e yürüyüş yapabilirsiniz. Özel araca sahipseniz UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Rila Manastırı’na 1 buçuk saatlik yolculukla ulaşıp, kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Eğer manastırda çocuklarınız sıkıldıysa hiç sorun değil, onların gönüllerini de Rila Fun Park‘ta kolayca alabilirsiniz 😊 Son olarak Caz severler toplanın. Her yıl ağustos ayında uluslararası caz festivali de Bansko’nun küçük sürprizlerinden.

Tüm bunların yanında Bansko’ya sırf orada konaklayıp, o fevkalade SPA tesisinden faydalanmak için bile gelinecek “Kempinski Hotel Grand Arena Bansko” mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında.

Bulgaristan denince, yukardaki ilk iki şehir dışında, akıllara maalesef çok alternatif gelmiyor. Oysa ülkenin sahip olduğu potansiyel o kadar fazla ki, bilmeniz dahilinde gerçekten sizi iyi ve sağlıklı yapacağı garantisi bile var.

Bulgaristan / Sandanski Görsel: Melih Daşgın

SANDANSKİ

Ülkenin güneybatısında bulunan, adını “Yane Sandanski” adlı, tarih sahnesinde bol miktarda kendinden söz ettirmiş, Osmanlı Devleti’yle de adı iyi/kötü çok anılan bir şahıstan alan, harika iklimi ve şifalı suları sayesinde sağlık turizminin başkenti sayılan Sandanski, Bulgaristan’da görülmesi gereken yerlerden bir diğeri.

Sandanski çok küçük bir kasaba. Ama boyundan büyük doğal güzelliklere sahip bir yer. Kasaba tam anlamıyla sağlık ve balneoloji merkezi desek yeridir. Şehir, bol miktarda çıkan maden suları, şifalı havası ve iklimi sayesinde Bulgaristan Parlamentosu tarafından 1981 yılında “Ulusal Balneolojik Merkezi” ilan edilmiş. Ayrıca ikliminin de benzersiz olduğu söylenmekte. Yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde birçok biyoiklim barındırdığı tespit edilmiş.

Anlayacağınız, Sandanski, bildiğiniz tam teşekküllü bir tedavi merkezi. Şifa dağıtılan bir kasaba! Böyle düşünmemize sebep olan ise burada yapılan tedaviler. Sadece şifalı sularla yapılan balneoterapi var diye düşünebilirsiniz ama yanına şunları da eklediklerinde siz de buranın bir şifa merkezi olduğuna ikna olabilirsiniz.

Sandanski’de bulabileceğiniz tedaviler; iklim tedavisi, aeroterapi, helyoterapi, kinesiterapi, şifalı jimnastik, sualtı jimnastiği, arazi tedavisi, aerosoloterapi, fizyoterapi, ışık tedavisi, elektroterapi, manyetik alan tedavisi, lazer tedavisi, maden suyu ile banyolar, su altı masajı, kriyoterapi, parafin tedavisi, fitoterapi…

Kasabada görülecek başka bir şey yok mu diye aklınıza gelmiş olabilir. Açıkçası çok da olduğunu söyleyemeyiz. Fakat tedavileriniz arasında, Episcopal Bazilika’yı, Sandanski Arkeoloji Müzesi’ni ve Spartak Anıtı’nı görebilirsiniz. Ayrıca yakın çevrede bulunan Melnik Kasabası görülmeye değer. Sandanski için konaklama ve restoran alternatifi için de her ikisini bir arada bulacağınız bu harika tesisi kaydetmenizde fayda var; “Villa Sintica

Görsel: Melih Daşgın

LESHTEN VE KOVACHEVİTSA

Bir ülkeyi gerçekten anlamak, yerel halkın yaşamına dahil olmak isterseniz, ya yerel bir eve misafir olmalı ya da köylerinde gezmelisiniz diye düşünüyorum. Bu doğrultuda Bulgaristan’da bulunan birbirinden şirin iki köy var keşfedilmeyi bekleyen.

Bulgaristan’ın güneyinde, Rodop Dağları eteklerinde, bizdeki Anadolu köylerine benzer birbirinden güzel iki köy; Leshten ve Kovachevitsa. Bu iki köy Bulgaristan’daki diğer şehirler kadar popüler olmayabilir ama bu sizi yanıltmasın. Baştan söylemek de yarar var, eğer köy hayatı, köy evleri, küçük yerleşim yerleri mimarisi vb. sevmiyorsanız gezinize buraları dahil etmeyiniz, fakat tam tersi ise aşırı mutlu olursunuz haberiniz olsun!

Köylerin ulaşımı biraz zor. Pirin Dağları’nı aşan güzergâh boyunca orman içerisinden kıvrılan yollar ile ulaşım mümkün. Yolları kat ettiğinizde ise bu şirin köyler sizi bekliyor.

Leshten ve Kovachevitsa… Bulgar milli uyanışının tıpkı Bansko’da olduğu gibi ilk canlandığı yerlerden. O dönemde temeli atılan bağımsızlık fikirleri bu köylerdeki insanlar tarafından hayata geçirilmiş. Bölgede bulunan bol miktarda değerli maden yatakları ve özellikle çıkarılan altın ile geçmişte önemli ticaret merkezleri arasındaymış. O dönemde varlıklı ailelerin yaşam sürdüğü her iki köyün evleri de doğal olarak gösterişli ve büyük yapılmış.
1912 yılına dek burada varlığını sürdüren mimarlık ve inşaat okulu sayesinde bu evlerin ilk temelleri atılmış. Zanaatkarlar tarafından bu evlerin özellikle çatıları, örneğini daha çok kuzey ülkelerinde görmekte olduğumuz şekilde taş plakalar ile kaplı yapılmış. Her evin çatısı, bölgede bulunan düzgün taşlarla kaplı. Yapılış amacı ise hem ucuz hem elde edilebilirliğinin fazla oluşu hem de soğuktan korumakmış. Taş çatılı evlerin arası ise yine taşlardan yapılmış Arnavut kaldırımlı sokaklarla çevrili.

Köylerde bulunan az sayıdaki butik kafeler, yerel eşyaların satıldığı dükkanlar ve köy kahveleri görülmeye değer. Ayrıca her köyün kendisine ait bir kilisesi, birer kütüphanesi, tavernaları ve sanat galerileri bulunmakta. Buralar da zaten istemeseniz de karşınıza çıkacağı için görmenizde fayda var. Şu an köylerde yaşayan insan sayısı çok fazla olmasa da artan turizm potansiyeli ile bu sayı gittikçe artmakta. Konaklama için otel, pansiyon ve kiralık ev bulabilirsiniz.

Peki buralara gelip başka ne yapabiliriz diye düşünecek olursanız, maalesef çok fazla bir aktivite bulunmamakta. Yapılacak en güzel şey dinlenmek olsa gerek… Doğayla iç içe olmanın sunduğu, dağ yürüyüşü, balık avlama, bitki ve mantar toplama gibi farklı aktivitelere de katılabilirsiniz.

Dilerseniz buralara veda edip, yazı serimin üçüncü bölümünde Bulgaristan’ın en ünlü suyuna adını veren “Dövlen (Devin)” kasabasına ve Filibe’ye geçelim: Komşudan da yakın; Bulgaristan… (Dövlen – Filibe)

Yazı serimin birinci bölümüne ise aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Komşudan da yakın; Bulgaristan… (Sofya)