Bir keşif gezisi: Van’ın bilinmeyen değerleri #1

Van Akdamar Adası - Turizm Günlüğü

Son Güncelleme Tarihi

Çok uzun çok da yakın olmayan bir tarihte 1980’lerde nüfusu kadar turist alan Van, zaman ilerledikçe militarist kapitalizmin kurbanı oluyor. Bir zamanlar yaşamın gece yarılarına kadar aktığı sokaklara ve mekanlara insanlar artık ayak basmakta çekinir hale geliyor. Ve en nihayetinde terörizm sarmalı, bu nadide destinasyonu kıskacı altına alıyor.

Yıllar geçip terör tehdidinin ortadan kalkması, akıllara yerleştirilmiş olan algı terörizmini ise ne yazık ki yıkmaya yetmiyor. Günümüzde bile devam eden bu algıyı az da olsa bertaraf edecek argümanları ise sektörün beğenerek takip ettiği turizm gazetesi Turizm Günlüğü olarak mercek altına alıyoruz.

Bu zamana kadar iş dolayısıyla katıldığımız seyahatlerde hiç bu kadar (sanki uzun bir süredir tanışıyormuşuz gibi) samimi ve içten bir şekilde karşılanmamıştık. Van Ferit Melen Havalimanı‘na adımımızı atar atmaz bizi karşılayan VAHATUDER Başkanı ve Ayanis Turizm’in Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Tunçdemir ile biricik eşi Ayanis Turizm Başkan Yardımcısı Aytaç Tunçdemir ve Profesyonel Turist Rehberi Ebru Uman, Van’ın en az popüler destinasyonlar kadar güzel olduğunu, düzenledikleri 3 günlük fam trip organizasyonu ile  gösteriyorlar bize.

Seyahatimizin ilk akşamında kendisini tanımaktan memnun olduğumuz Van Kültür ve Turizm İl Müdürü Muzaffer Aktuğ’dan şehrin öne çıkan değerlerini öğreniyoruz. O bahsettikçe her zaman böbürlenerek anlatılan hem yurt dışı yaşanmışlıklarının hem de yurt içindeki batı sevdasının gereksiz bir egodan kaynaklandığını görüyoruz. Van’ın ayrı ayrı incelendiğinde 50’ye yakın tarihi-kültürel değeri ve eşsiz doğası yanı başımızda keşfedilmeden ve geliştirilmeden duruyormuş. Biz bunları öğrendikçe hayrete düşüyor ve hayran kaldığımızı gizleyemiyorduk. Peki, neydi Van’da bu kadar hayrete düştüğümüz ve hayran kaldığımız değerler?

İşte 3 yazı dizisinden oluşacak ‘Van’ın bilinmeyen değerleri’ makalemizin ilk listesiyle sizi baş başa bırakıyorum.

Van Gölü

1- Van Gölü (Yöresel adıyla Van Denizi)

Tarihi ve turistik özelliğiyle görenleri kendine aşık eden bu göl Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan kraterde biriken sulardan meydana geliyor. 1990 yılında Arkeolojik Sit Alanı olarak ilan edilmiş gölün doğu bölümünde turistlerin uğrak noktası Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuzu adaları bulunuyor. Dünyanın en büyük sodalı gölü unvanına sahip olan Van Gölü’nde bilinen 103 tür fitoplankton, 36 tür zooplankton ve tek bir tür balık, inci kefali (Chalcalburnus tarichi) yaşıyormuş. Yazın ayrı kışın ayrı bir manzaraya sahip olan bu gölü biz de Grand Deniz Tour & Restaurant sponsorluğu ile turladık.

Van’da mutlaka yapılması gereken 12 aktivite‘ için buraya tıklayabilirsin.

Van ve Hoşap Kaleleri

2- Tarihin izinde: Van, Hoşap ve Çavuştepe Kaleleri

Her biri ayrı başlıklar altında uzun uzun anlatılacak bu kaleler farklı medeniyetlerden izler taşıyor. Tuşpa adıyla uzun süre Urartu Devleti’nin başkentliğini yapan Van Kalesi, Urartu Kralı I. Sarduri tarafından M.Ö. 840-825 tarihleri arasında kurulmuş. Kalede Urartular’dan kalma Madır (Sardur) Burcu, Analı-Kız açık hava tapınağı, 1. Argişti, Kurucular, Menua ve II. Sarduri kaya mezarları, Süleyman Han Cami ve minaresi, Bin Merdivenler ile ana kayaya oyulmuş sur duvar yatakları, burçlar ve sur duvarları yer alıyor.

Geçmişi Urartu Devletine kadar uzanan Hoşap Kalesi de ‘İç Kale’ giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre Mahmudi Süleyman Bey tarafından, H. 1052 (1643) tarihinde yaptırılmış. İçerisinde Mahmudi Sarayı olarak nitelenen kompleks yapıların yer aldığı kalenin en üst ve doğu kesiminde seyir köşkü, hemen batısında harem ve en batı uçta selamlık yer alıyormuş. Ayrıca mescid, zindan, fırın ve sarnıç ise iç kalenin diğer yapıları arasında bulunuyor.

II. Sarduri tarafından M.Ö. 764-734 tarihleri arasında yaptırılan Çavuştepe Kalesi ise kurucusuna izafeten, Sardur’un şehri anlamında kullanılan “Sardurihinili” olarak adlandırılmış. İki bölümden oluşan kalenin ‘Yukarı Kale’sinde Haldi Tapınağı ile bir açık hava tapınağı ‘Aşağı Kale’de doğudan batıya doğru sıralanan ahır yapılar, depo binaları, tapınak, saray binaları ve sarnıçlar yer alıyor. Ayrıca tanrı İrmuşini adına inşa edilmiş tapınak üzerinde çivi yazılı bir kitabe de bulunuyor.

Akdamar ve Çarpanak Adası

3- Adalar: Akdamar, Çarpanak ve Adır

Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından 915-921 yılları arasında Keşiş Manuel’e yaptırılmış bir kilisenin de içinde yer aldığı Akdamar Adası‘na ayak basar basmaz mavi ve beyazın hakim olduğu bir atmosfer gözlerimizi kamaştırmaya yetiyor.

Gezimizi kış ayları içerisinde yaptığımız için kayma tehlikesinin bol olduğu tepecikler ve merdivenlerden geçerek Surp Haç Kilisesine (Kutsal Haç Katedrali) ulaşıyoruz. İlk yapıldığında saray kilisesi olan bu yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüş. Sonrasında 2007 yılında gerçekleştirilen restorasyon sonucu Anıt Müze olarak hizmete girmiş. Etkileyici mimarisinin yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ve merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planı oldukça dikkatimizi çeken detaylar oluyor. Özellikle İncil ve Tevrat’tan alınmış çeşitli sahnelerden Yunus Peygamber’in denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateşte üç ibrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri tasvirleri mutlaka görülmesi gerekenler arasına not ettiğimiz ayrıntılar oluyor.

Çitören Köyü mevkiinde bulunan Çarpanak Adası, doğal yaşamın bozulma tehlikesi nedeniyle turizme kapalı tutuluyormuş. Öğrendiklerimize göre adanın üzerinde IX. ya da XI. yüzyılda yapılmış olduğu sanılan, Saint Jean’a adanmış Ktouts Manastırı varmış ve bu yapının günümüzde sadece kilise bölümü ayaktaymış. Adaya ve üzerindeki manastıra ilişkin ilk yazılı belgeler 1414 yılından kalmış. Dinî yapılar nedeniyle savaşlardan pek etkilenmeyen ada birçok deprem tehlikesi atlatmış. 1703 yılında gerçekleşen bir depremle büyük ölçüde yıkılan manastır, 1712 ve 1720 yılları arasında Bitlisli Kaskaper Usta tarafından yeniden inşa edilmiş olsa da şapel, vaaz salonları, kütüphane, konuk evleri, yemek ve yatma odaları ile diğer oda bölümleri ne yazık ki günümüze kadar ulaşamamış.

Adır Adası ise üzerindeki Lim Manastırı ile dikkat çekiyor. XI. yy’da kurulan manastır, Saint Georges Kilisesi, Saint Sion Şapeli, papaz okulu, keşiş hücreleri, misafirhane ve limandan meydana gelse de günümüze Kilise ve şapel ulaşabilmiş. Bir el yazması kitapta 1305 yılında I. zacharia tarafından yenilendiği belirtilen Adır Kilisesi, Pastophorionların konumlandırılışları ve apsis düzenlemesi bakımından XI. yy’a tarihlenen Kağızman’daki Çengelli Kilisesi ile benzerlik gösteriyormuş.

4- Camiiler- Külliyeler ve Kümbetler

Cami giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre, Van Beylerbeyi Köse Hüsrev Paşa tarafından 1567 tarihinde yaptırılan Hüsrev Paşa Camii, Mimar Sinan’ın eserleri arasında sayılıyormuş. 1992 yılında define arayıcıları tarafından tahrip edilen caminin içini süsleyen kalemişi ve çinilerden çok az sayıda kalmış. Vakfiyesine göre Kaya Çelebi Zade Koçi Bey tarafından 1660 tarihinde yapımına başlanmış, ancak Koçi Bey’in idam edilmesi üzerine 1663 yılında, Cem Dedemoğlu Mehmet Bey tarafından tamamlattırılan Kaya Çelebi Camii, Osmanlı devrinin önemli yapılarından biri.

Üzerinde inşasına ilişkin herhangi bir kitabe bulunmamasına rağmen Van ve Hakkari Hakimi İzzettin Şir tarafından yaptırıldığı kabul edilen İzzettin Şir Camii‘nin tarihi ise XIV-XV yüzyıllara kadar dayandığı kabul ediliyor.

Yine giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre Melik İzzeddin tarafından 1335 tarihinde, kızı Halime Hatun için yaptırılmış olan Gevaş Halime Hatun Kümbeti de iki katlı inşa edilmiş ve köşeleri pahlanmış kare kaide üzerine onikigen gövdeli olarak yapılmış. Sekiz sütunla oluşturulmuş, baldeken tarzda inşa edilmiş olan İkiz Kümbetler‘den biri 1789 yılında ölen Van Beylerbeyi Teymur Paşa’ya, diğeri 1796 yılında ölen kardeşi Ahmet Paşa’ya aitmiş.

Altınsaç Kilisesi

5- Kiliseler: Bartholomeus, Altınsaç Kilisesi ve Yedi Kilise

Büyük Zap Vadisi’ne bakan bir tepe üzerine kurulmuş olan Bartholomeus Kilisesi, 13.-14. yüzyıllarda yapılmış, daha sonra 1647 – 1655, 1760 ve 1877 yıllarında kapsamlı onarımlar geçirmiş. Kilise içerisinde bulunan asıl portal girintisinde iki süvarinin mücadelesi kabartma olarak yer alırken üstteki alınlıkta ise tanrı ve melekler tasvir edilmiş. Tanrı bu tasvirde, altı meleğin taşıdığı bir tahtta oturur vaziyette omuzlarında güvercinler, ayaklarının altında aslan figürleri bulunuyor.

Van Gölü’ne bakan bir vadinin yamacına kurulmuş olan Altınsaç Kilisesi‘nin tarihi 13. yy’dan önceye dayanıyor. Manastıra ait yapıların hepsi yıkılmış olmasına rağmen kilise günümüze oldukça sağlam bir şekilde ulaşabilmiş.

Van merkeze bağlı, Yukarı Bakraçlı Köyü’nde yer alan Yedi Kilise ise aslında sanıldığı gibi yedi adet kiliseden oluşmuyormuş. Tamamı Warak Wank Manastırı olarak adlandırılan yapı, aslında iki grup halinde beş kilise, kiliseye eklenen bir Jamatun, bir kütüphane ve bir çan kulesinden meydana geliyor. Manastırı teşkil eden kiliselerin en eskisi ise St. Sophia kilisesi imiş.

Van seyahat rehberine ilişkin şimdilik bu kadar. Yazı dizimizin ikincisinde görüşmek üzere… Bilinmeyenleri ve az bilinenleri #TGilekeşfet‘meye devam edin (: