Akademi ile turizm sektörü arasındaki köprüde Boğaziçi farkı!

Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Maria Dolores Alvarez

Güçlü akademik yönü ile turizm sektörüne ulusal ve uluslararası çapta yönetici adayları yetiştiren Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümü, öğrencileri sektör profesyonelleri ile buluşturmaya büyük önem veriyor.

İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Maria Dolores Alvarez, turizm profesyonellerinin öğrencilere bakış açısını ‘uzun’ ve ‘kısa’ vadeli düşünenler olarak ikiye ayırıyor. Bu durumun öğrencileri sektörden soğuttuğunu öne süren Alvarez, onları yeniden kazanabilmenin yine sektörün elinde olduğunu ifade ediyor.

Bölüme isteyerek gelen ancak yaşadıkları kötü deneyimler sonucu sektörden soğumuş bir şekilde mezun olan öğrencilerin yanı sıra turizme tamamıyla isteksiz olan fakat karşılaştığı güzel fırsatlar sayesinde bu sektöre yönelen öğrencilerin de olduğunu belirten Prof. Dr. Maria Dolores Alvarez, 20 yıldır Türkiye’de biriktirdiği tecrübelerini hem sektör hem de öğrencilere referans olması için Turizm Günlüğü ile paylaştı.

Prof. Dr. Maria Dolores Alvarez

Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümünü kısaca anlatır mısınız? Sizi diğer okullardan ayıran öne çıkan özelliğiniz ve temel eğitim mottonuz nedir?

Turizm İşletmeciliği Bölümümüz, dört yıllık lisans eğitimi ve “Sürdürülebilir Turizm Yönetimi” konusunda yüksek lisans eğitimi veren ve akademik yönü güçlü olan bir program. İşletme alanında çok güçlü bir formasyon eğitimi veriyoruz. Pazarlama, finans, insan kaynakları yönetimi, strateji gibi derslerimiz çerçevesinde öğrencilerimize hem sektör hem de akademi dünyasında yer edinebilmeleri için güçlü bir eğitim veriyoruz. Bunların yanı sıra turizm sektörüyle ilgili spesifik derslerimiz de mevcut. Konaklama endüstrisi, seyahat endüstrisi, etkinlik gibi sektörü ve sektörün özelliklerini tanıtan derslerimiz var.

Bölüm olarak amacımız; turizm ve hizmet sektöründe görev alacak, konusunda uzmanlaşmış, İngilizce’nin yanı sıra ikinci bir yabancı dil bilen, uluslararası düzeyde yenilikleri takip edecek yönetici adayları yetiştirmek. Öğrencilerimize özellikle analitik düşünme tarzı, planlama, karar verme gibi süreçleri kazandırmayı hedefliyoruz.

Ayrıca Turizm İşletmeciliği Bölümü olarak endüstri-akademi işbirliğini önemseyen bir yapıya sahibiz. Bu sebeple akademik çalışmalar kapsamında gerçekleştirilen tüm etkinliklere yönelik bilimsel çalışma, uygulama ve deneyimlerin paylaşımı ile alanda çalışan uzmanlar arasında işbirliği ve eş güdüm sağlamayı amaçlayan, mezunlarımızın sektör ihtiyaçlarına uygun donanımını sağlamak yönünde tavsiyelerinden faydalanmak üzere iç ve dış paydaşlardan oluşan bir Danışma Kurulumuz da bulunuyor.

Bölüm olarak misyonumuz; turizm ve ilgili alanlarda bilgi üretmenin yanı sıra, ulusal ve uluslararası düzeyde turizm uygulamalarında mükemmele ulaşmayı ve sürdürülebilir turizmin gelişmesine katkıda bulunmayı hedefleyen bireyleri eğitmek. Tabi bu hedefler doğrultusunda seçkin akademisyen ve uzmanlar ile öğrencileri verimli bir ortamda bir araya getirmeyi amaçlıyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi çatısı altında bir bölüm olmamız bizi diğer kurumlardan ayıran önemli özelliklerden birisi. Sosyal faaliyetler, kulüpler, bazı derslerin başka bölümlerden alınabilmesi gibi özellikleri bünyemizde taşıyoruz. Öte yandan yüksek oranda öğrenci tarafından tercih ediliyoruz. Tabii öğrencilerin yanı sıra sektör profesyonelleri de bizden öğrenci göndermemizi talep ediyor.

Bölümde okuyan öğrenci/mezun sayınız ve işe yerleşme oranlarınıza ilişkin rakamsal veriler hakkında bilgi verir misiniz?

Dört sene toplamında yaklaşık 300 öğrencimiz bulunuyor. İlk mezunlarımızı 2000 yılında verdik. İlk mezunlarımız gerçekten çok iyi pozisyonlara geldiler. Şu an için ise yine işe yerleşme oranlarında ben iş bulamayan öğrencimizin olduğunu duymadım. Belki ilk etapta istenilen pozisyonda iş bulunamayabilir ancak tüm öğrencilerimiz daha mezun olmadan önce bir yerlerde çalışmaya başlıyorlar. Staj yaptıktan sonra devam etmeleri konusunda birçok teklif alabiliyorlar. Ancak şunu belirtmekte fayda var; öğrencilerimizin yüzde 50-60’ı sektör içerisinde kalıyor. Diğer kısmı farklı sektörlere yönelebiliyor. Bunlar bankalar, reklam şirketleri, telekomünikasyon gibi sektörlerden oluşuyor. Yani kısacası güçlü bir işletme formasyonu vermemizden dolayı öğrenciler turizm sektörü dışından da işe girebiliyor.

Ayrıca öğrencilerimiz okudukları süre içerisinde turizm sektöründe kökleşmiş ve üst düzey zincir markaların programlarına katılarak başka ülkelere gitme fırsatı yakalayabiliyor. Biz de böylelikle yüksek pozisyonlarda geri dönen ve çalışan mezunlara sahip olmuş oluyoruz.

Sektöre giren öğrencilerin alt yapısı sizce yeterli mi ve öğrenciler kendilerini nasıl geliştirmeliler?

Bölümümüzde pratik bilgi çok veremiyoruz ne yazık ki! Ancak bizde önemli olay şey öğrencilerin ileride yüksek pozisyonlara geldiklerinde daha geniş açıdan sektöre bakabilmeleri. Bu nedenle analitik düşünme biçimini vermeye çalışıyoruz. Finans, muhasebe, bir yatırımın nasıl değerlendirileceği, strateji gibi konularda uzmanlaştırmanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Pratik bilgiyi bir yere girince o çalışmayı sürekli tekrar ettikten sonra onu öğrenmiş oluyorsunuz. Ancak analitik düşünme tarzı bu çerçevede daha farklı bir konu. Bu zamana kadar pratik bilgi konusunda problem görmedik. Öğrencilerimiz sektör içinde çalışmaya başladıklarında bu kısmı, rahatlıkla çözebilecekleri alan olarak değerlendiriyoruz.

Yabancı dil konusunda kendilerini geliştirdikleri, yüksek donanıma sahip olabilecekleri şekilde İngilizce eğitimi de veren lisans programıyız. Dersleri İngilizce olarak görüp, İngilizce raporlar yazıyorlar, ders sunumlarını İngilizce olarak yapıyorlar. İngilizcenin yanı sıra ikinci bir yabancı dil eğitimimiz daha var. Öğrenciler istedikleri yıl da 4 dönemlik belirlenmiş olan (Korece, Rusça, Çince, Fransızca, İspanyolca, Almanca) dil eğitimini alabiliyorlar. Tabi dört dönem ikinci bir dili tam anlamıyla öğrenmek için yeterli bir süre değil. Ancak öğrenciler bu eğitime devam etme kararı verirse bir dönem için üniversite değişim programlarından faydalanabiliyorlar.

Sektörün okullu ya da alaylı tercihlerini nasıl buluyorsunuz ve sundukları çalışma şartlarının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Sektörü iki şekilde ele alabiliriz. Bunlardan birincisi öğrencilere ve mezunlara uzun vadeli bakanlar, diğeri ise kısa vadeli bakanlar. Sektörün öğrencilere bakış açısı, onları uzun vadeli olarak düşünememesi öğrencilerin yarısını bu sektörden soğutabiliyor. Kötü deneyim yaşayan öğrenciler başta bu bölüme isteyerek gelmiş olsa bile ‘bu sektörde çalışmayacağım’ düşüncesiyle mezun olabiliyor.

Diğer bir açıdan turizme tamamıyla isteksiz, sadece puanı tutan ya da sadece Boğaziçi Üniversitesi adından dolayı bu bölümü tercih eden ancak karşılaştığı güzel fırsatlar sayesinde bu sektöre yönelen öğrencilerimiz de oluyor.

Yani kısacası burada sektör profesyonellerinin öğrencilere nasıl davrandığıyla alakalı bir durum söz konusu. Yüksek potansiyele sahip öğrencileri veya mezunları değerlendiremeyen, uzun vadede eğitim görmüş bir personeli pratik açısından yetiştirmek istemeyenler alaylıları tercih edebiliyor. Böyle olunca da sektördeki adaletsizliği gören öğrencilerimiz ister istemez umutsuzluğa kapılabiliyor. Bu nedenle hem derslerimiz hem de bölüm olarak uyguladığımız programlar çerçevesinde olabildiğince öğrenciler ile sektör profesyonellerini bir araya getiriyoruz.

Okulda ders vermeye gelen ve aynı zamanda sektörde aktif çalışan profesyoneller var mı? Okul ve sektörü bir araya getirmek için neler yapıyorsunuz?

Yürüttüğümüz projeler çerçevesinde ve bazı derslerimizi vermek amacıyla gelen konuk sektör profesyonelleri var. Ayrıca eski mezunlarımızdan da gelenler oluyor. Mesela bunlardan biri 10 Karaköy a Morgans Original Genel Müdürü Eylem Atalay. Önümüzdeki dönem Amadeus’un finansal departmanına bakan eski mezunlarımızdan Özlem Kınık gelecek.

Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümünde sürdürdüğünüz özel etkinlikler, çalışmalar, projeler var mı ve bunlardan bahseder misiniz?

Küçük bir bölüm olmamıza rağmen 8 kişilik bir kadroyla aktif çalışmalar yürütme gayreti içerisindeyiz. Hocalarımız sabbatical izni (Akademide, altı yıl çalıştıktan sonra bir yıllığına ara verilmesi) çerçevesinde yurt dışına gidip orada çalışmalar ve araştırmalar gerçekleştirerek geri dönüyorlar. Bu anlamda akademik işbirliklerini destekler nitelikte bir yapıya sahibiz.

Öte yandan Türkiye’de ise üniversitemiz ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümünden Bölge Planlama ile ilgili turizmi entegre eden bir proje üzerinde çalışmamız var. Bu projede bizden 5 öğrenci çalışacak. TÜSİAD ile birlikte yürüttüğümüz projeler ve seminerler oldu. TÜROB ile ‘Otellerde Sürdürülebilirlik nasıl uygulanır?’ adı altında etkinlikler yaptık. Yurt dışından getirdiğimiz sektör temsilcilerimiz de oldu. Kısacası elimizden geldiğince küçük bir bölüm ve kadroyla büyük çalışmalar yapmaya çalışıyoruz.

Yabancı uyruklu bir akademisyen olarak Türkiye turizminin zayıf ve güçlü yönleri sizce neler? Türk turizminin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’nin çok güzel kaynakları, coğrafya olarak sahip olduğu özellikler olsa da benim gördüğüm en önemli eksiklik koordinasyon ve planlama zayıflığının olması. Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ancak bunlar birbirinden bağımsız şekilde oluyor. Türkiye, turizme bütünsel olarak bakmalı. Diğer bir deyişle günü birlik yani günü kurtarma amaçlı bakılmaması gerekiyor. Hükümet planlamalarından sektör profesyonellerine, belediyelerden bakanlıklara kadar koordine eksikliği var. Örneğin Sağlık Bakanlığı bulunuyor ama medikal turizm denilince bu Sağlık Bakanlığı içerisinde yer almıyor.

Kısa vadeli, günü kurtarmak yerine daha uzun vadeli planlamalar çerçevesinde turizmin koordine edilmesi gerekiyor. Bunlar sadece sektörle ilgili çalışmalarda değil teşvik gibi programlarda da böyle olmalı. Öte yandan turist açısından olaya baktığımız da her kurumun ya da birimin fikri ve bilgisi var ancak bütünsel anlamda bir kaynak yok. Mesela turistlerimizi tanımıyoruz. Hangi profile ne zaman nasıl davranmamız gerektiğini bilmezsek kriz anlarında da bunun sıkıntısını yüksek oranda hissetmiş oluruz.

Turizmde yaşanabilecek olası krizleri ekarte edebilmek için de Türkiye’nin hem turizm çeşitlendirmesine hem de pazar çeşitlendirmesine gitmesi lazım. Çeşitlilik evet önemli ama düşünülmüş çeşitlilik çok daha önemli. Bunun bilincinde olup o şekilde hareket ederseniz çok daha verim alırsınız. Öte yandan iç turizminde önemli olduğunu düşünüyorum. İç turizme yeteri kadar önem verilirse olası bir kriz anında bunu daha yumuşak atlatabilirsiniz. İç turizm doğru yönetildiği zaman hem sürdürülebilirlik hem de yerel halk açısından iyi olacaktır. Kırsal bölgeleri canlandırmak için kırsal-köy-yayla turizmini geliştirecek aktivitelerin de yapılması gerekiyor.

Araştırma alanlarınızdan biri olan ‘destinasyon pazarlaması’ hakkında hem Türkiye’nin hem de sektörün gayretleri neler olmalı?

Önce ürünün kurgulanması gerekiyor. Bunun Türkiye’de çok yapıldığını düşünmüyorum. Bir destinasyonun özelliklerine göre tanıtım kurgusu hazırlanmalı ve ona uygun tanıtımlarla pazarlaması yapılmalı. Bakanlıklar, belediyeler, havayolları, oteller, acenteler, rehberler bunların hepsi tanıtımlar yapıyor ancak aralarında bütünsel olarak koordinasyon yok.

Öte yandan Türkiye’de kısa yoldan destinasyonların tanıtılması için dizi sektörü kullanılmaya çalışıyor. Bence bu son aşama da olması gereken bir şey.

Yakın zamanda kaybettiğimiz Avrupalı turistler de bu yıl önemli bir geri dönüş var bunu turist davranışları açısından değerlendirirsek Türkiye için nasıl yorumlarsınız?

Geri dönüşün olduğunu görüyoruz ancak yine bu nokta da köklü araştırmalarımız yok. Bunun için genel hatlarıyla değerlendirecek olursak turizmde fiyatların düşmesi ne yazık ki ucuz turistin yolunu açtı. Evet! Bir geri dönüş var ama bu turist profili ne kadar kaliteli ona bakmak gerekiyor. Sektörden duyduğumuz söylemlere göre gelir açısından otelleri tatmin etmediklerini, odaların veya hizmetlerin iyi kullanılmadığını görüyoruz. Bunun için ‘Türkiye’ye nasıl bir turist profili geliyor, biz nasıl bir turist istiyoruz ve istediğimiz turist profilinin Türkiye’ye gelmesi için neler yapabiliriz’ gibi soruları oturup yanıtlamamız gerekiyor.

Turizm sektörünün (oteller, acenteler, rehberler vs.) e-pazarlama ve işletme stratejileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Geliştirilmesi için neler yapılmalı?

Sektör içerisinde bilinçli kurumlar var. THY buna en güzel örnek olabilir. Ama öte yandan olaya sadece günü birlik bakıp işte ‘doluluk oranlarımızı kurtaralım, şu kadar turist ağırlayalım’ gözüyle bakan yerlerde var.

Hal böyle olunca sektöre yol gösterecek, yardım edecek bir takım çalışmalar, teşvikler veya eğitimler yapılmalı. Bir web sitesi tasarlamak/yapmak e-pazarlama değildir. Bu kısım sosyal medya ile birlikte son aşamadır. Burada önemli olan ilk şey ürünün kurgulanması ve nasıl pazarlanacağı hakkında temel stratejinin oturtulmasıdır.  Kısacası bir web sitesi yaparak müşterileri tesisinize çekemezsiniz. Çünkü destinasyonu iyi satmazsanız otelinizin de şansı daha da azalacaktır.