Türkiye’nin gizemli peribacaları 2: Kuladokya

Kuladokya

Son Güncelleme Tarihi

Yazı dizimizin ikinci bölümünde sizlere gizemli Kuladokya bölgesini tanıtmaya çalışacağız. 2012 yılında ‘Tabiat Anıt’ olarak tescil edilerek sit alanı ilan edilen koruma altındaki bölge, Ülkemizin tek, Avrupa’nın 58. dünyanın ise 100. Jeoparkı unvanlı bölgesi. Hazırsanız, başlıyoruz… Can Bekin yazdı:

NASIL GİDİLİR?

Manisa‘nın Kula İlçesi’nde volkanik arazide yer alan Kula Peribacaları, hem görselliği hem de üstü açık yer bilimi laboratuvarı özellikleri taşımaktadır. İzmir-Ankara Karayolunda, 156ncı kilometrede, Kula’ya 16 km mesafede, Burgaz Köyünde bulunmaktadır. Bölgenin toplam alanı 37,5 hektar olup, Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından ülkemizin 107. Tabiat Anıtı ilan edilmiştir.

DOĞANIN ARMAĞANI ‘KULA PERİBACALARI’

Antik dönemin büyük coğrafyacısı, Amasya doğumlu Strabon (İÖ 63 – İS 24) ansiklopedik şaheseri olan “Coğrafya” kitabında Kula’yı “Yanık Ülke, Yanık, Yanmış arazi” anlamına gelen “Katakekaumene” adını vermiş ve “Burada hiç ağaç yok, toprağın yüzü küllerle kaplı, dağlık ve kayalık olan ülke sanki yangından solmuş gibi siyah renkte” diye anlatmış.

Strabon’un (İÖ 63 – İS 24) iki bin yıl önce yazmış olduğu “Coğrafya” kitabında bölgeden şu şekilde bahsetmektedir:

…bu sahayı geçtikten sonra Katakekaumene diyarına varılır. Bu memlekette, en kaliteli şaraplardan hiçbir eksiği olmayan “Katakekaumenit” şaraplarının üretildiği asmalardan başka tek bir ağaç bile yoktur. Toprağın yüzeyi bir tür külle kaplı olup dağ taş her yer ateşte yanmışçasına simsiyahtır. Sahada; “Physse” başka bir deyişle “nefes alan delikler” olarak bilinen üç tane çukur vardır. Bunların üzerinde yer alan dik tepeler makul suretle yerin içinden püsküren kızgın kütlelerin birikmesi sonucu oluşmuşlardır…

Kula Jeoparkı sahası doğal, jeolojik, kültürel ve arkeolojik zenginliğinden ötürü antik dönemlerden günümüze dek pek çok seyyahın ve araştırmacının ilgisini çekmiş ve eserlerine konu olmuştur. Keppel (1830), Hamilton ve Strictland (1841), Texier (1862), Bresh ve Premerstein (1891), Washington (1900), Philippson (1914) bunlardan yalnızca bazılarıdır. Kula ve çevresinde peri bacalarından karstik mağaralara, kanyonlardan volkan konilerine pek çok doğal miras bulunur. Üstün nitelikli jeolojik ve jeomorfolojik mirasın yanı sıra Kula, çok iyi korunmuş Osmanlı kent mimarisiyle zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahiptir.

AÇIK HAVA LABORATUVARI

Türkiye’nin en genç volkanik özellik taşıyan arazisi olması ve bölgenin yer bilimi arşivi özelliği taşıması dolayısıyla dikkat çekmektedir. Kula Volkanik Jeoparkı, aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek Jeoparkı. 2012 senesinde “Tabiat Anıtı” olarak tescil edilerek sit alanı ilan edilen, koruma altındaki bölge, Avrupa’nın 58. dünyanın ise 100. Jeoparkı unvanlı. Bu alan Jeoparkı sertifikası aldıktan sonra sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ilgi odağı olmaya başlamıştır.

Bölgede İngiliz ve Hollandalı yerbilimcilerle birlikte 16 yıldır çalışma yapan Akdeniz Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncer Demir, “Bu bölgenin evrimi üzerinde çalışma yapıyoruz. Çalışmalar devam ediyor. Bu bölge yerbilimleri açısından üstü açık laboratuvar gibi. Yeryüzü tarihinin yaklaşık olarak 24 milyon yıllık arşivi orada. Kapadokya bölgesindeki peribacaları volkanik külleri üzerinde gelişmiştir. Kula bölgesi volkanik, ama oradaki peribacalarının volkanizmayla alakası yoktur. Kula’da peribacaları akarsuların günümüzden 14-15 milyon yıl önce biriktirmiş olduğu alüvyon depolar içinde gelişmişlerdir. Kula’daki peribacalarının evrimi devam ediyor. Hızla oluşup, hızla yok oluyorlar. Bir süreklilik var. Peri bacaları oluşuyor, yıkılıyor ve yerine yenisi gelişiyor” dedi.

Kapadokya’da peribacalarının şapkaları volkanik malzemeden oluşurken, Kula’da peribacalarının şapkalarının çimentolaşmış çakıl ve kum depolarından oluştuğunu aktaran Prof. Dr. Demir, bölgede 1 milyon 200 bin yıl önce volkanizmanın faaliyete geçtiğini anlattı. Kula’nın Jeopark ilan edilme sürecinin 9 yıllık bir geçmişi vardır. Bu süreçte muhtelif araştırmacılarca pek çok değerli eser ortaya koyulmuş olsa da planlama hataları ve tecrübe yetersizliği nedeniyle bu girişimlerin tamamı sonuçsuz kalmıştır.

2011 yılında Kula Belediyesi himayesinde hayata geçirilen “Kula Jeoparkı Avrupa Jeoparklar Ağı Başvuru Eylem Planı 2012” inisiyatifi neticesinde nihayet 4 Eylül 2013 tarihinde Kula Jeoparkı Türkiye’nin ilk ve tek Avrupa ve UNESCO Jeoparklar Ağı üyesi ilan edilmiştir.

– Kasım 2011’de Kula Volkanik Jeoparkı, Avrupa Jeoparklar Ağı Başvuru projesi hayata geçirildi.
– Kasım 2012’de Türkiye’nin Avrupa ve UNESCO Jeoparklar Ağın’a ilk resmi başvurusunu yapıldı.
– Mart 2013’de Kula Volkanik Jeoparkı Türkiye’nin ilk Avrupa ve UNESCO Jeoparkı adayı oldu.
– Haziran 2013 Kula, Avrupa ve UNESCO Jeoparklar Ağı denetiminden geçen ilk Türk Jeoparkı oldu.
– Haziran 2013 Kula’da Türkiye’nin ilk Jeopark Ziyaretçi Merkezi ve yürüyüş rotası hizmete girdi.
– Temmuz 2013’de Kula’da Türkiye’nin ilk Jeopark Araştırma ve Uygulama Merkezi (JARUM) Celal Bayar Üniversitesi ve Kula Belediyesi işbirliğiyle kuruldu.
– Eylül 2013’de İtalya’da düzenlenen törenle Kula Volkanik Jeoparkı Türkiye’nin ilk ve tek Avrupa ve UNESCO Jeoparkı ilan edildi.

Tanınırlığı az olması nedeniyle turizm potansiyeli değerlendirilemeyen Kula Peribacalarının turizme kazandırılması için bilimsel metotlarla mutlaka etkin bir şekilde tanıtılması gerekiyor.

Bölgenin birçok turizm şirketi nezdinde dahi yeterli tanındığını düşünmüyorum. Bu vesile ile buradan TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği) yönetim ve üye tüm acentelere çağrı olsun; bölgeyi tanıtmak için azami gayret gösteriniz.

Yolunuz düşerse biraz zaman ayırıp mutlaka uğramanızı tavsiye ederim. Bölgede meydana gelmiş doğal yapılanmalara inanmak oldukça güç, dağlara heykel gibi işlenmiş bu doğal güzelliği siz de keşfedin. Hayran kalmamak mümkün değil, kesinlikle görsellikte son nokta, özellikle fotoğraf çekmeyi sevenler için ideal bir yer.

Haftaya yazı dizimizin üçüncü bölümünde tekrar buluşmak dileğiyle
sevgi ile kalın…
Can Bekin

Türkiye’nin gizemli peribacaları: Vanadokya