Rehberlerin ‘rol model’ Başkanı Sedat Bornovalı

Son Güncelleme Tarihi

Özlem Kapar Bayburs / Cem Bişkin

Türkiye’nin en büyük rehberlik meslek örgütü İRO’nun yeni Başkanı Sedat Bornovalı, genç meslektaşlarının ısrarıyla Başkan seçildi. Bornovalı, “Eşine az rastlanan çok genç bir yönetim kurulu yapımız var. Toplam 12 kişinin 7’si kadın” diyor.

Türk turizminin neferleri profesyonel turist rehberleri, sektörde TÜRSAB’tan sonra yasa ile yönetilen ikinci meslek grubu olarak öne çıkıyor. 6326 sayılı “Turist Rehberliği Meslek Kanunu”na tabi olan rehberlerin en büyük ve en köklü meslek örgütü İstanbul Rehberler Odası (İRO). Kuruluşu 1955 yılında açılan İstanbul Tercüman Rehberler Derneği’ne uzanan İRO’da geçtiğimiz yılın sonunda seçim heyecanı yaşandı.

4 bin 550 üyeli İRO, seçime 2 bin 953 seçmenle gitti. 16 Aralık 2018 tarihinde gerçekleşen, üç adayın yarıştığı 3. Olağan Genel Kurul’da yapılan seçimde Sedat Bornovalı Başkan seçildi. İRO, yeni yıla yeni başkan ve yönetimiyle merhaba dedi.

Sedat Bornovalı, turizm sektöründe uzun yıllardır tanınan ve sevilen, başarılarıyla dikkat çeken bir isim. 2002–2015 yılları arasında İRO Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği yapan Bornovalı, geçen üç yılın ardından yeniden yönetime geçmiş oldu. Başkan adaylığını son güne kadar açıklamayan Bornovalı, genç meslektaşlarının ısrarcı davetiyle aday olduğunu vurguluyor. Genç rehberlerin bu ısrarının altında yatan nedenin mesleklerinde ‘rol model olarak görmek istedikleri kişinin kurumun da başkanı olmasını istemeleri’ olduğunu söyleyen Bornovalı, son güne kadar onlara ‘kendi içinizden aday çıkarın’ tavsiyesi verdiğini anlatıyor. Seçim sabahına kadar pes etmeyen gençlerin sonunda kendisini ikna etmeyi başardığını aktaran Bornovalı, ‘genç ve dinamik bir yönetim kuruluyla çalışma’ şartıyla aday olduğunu ve kazandığını ifade ediyor.

Sedat Bornovalı ile hem İRO’nun son seçim sürecini, yeni dönemini, projelerini ve rehberlik mesleğini masaya yatırdık.

Üç yılın ardından yeniden İstanbul Rehberler Odası’nın yönetim kurulu başkanlığına seçildiniz. Aday olma sürecini ve yaşanan gelişmeleri bizimle paylaşabilir misiniz?

Öncelikle İstanbul Rehberler Odası bünyesinde bulunan genç arkadaşların İRO’nun kabuğuna çekilmiş olmasıyla ilgili kaygı yaşadıklarını fark ettim. Aslında birçoğumuzda benzer bir izlenim oluşmuştu. İRO’nun bu üç yıllık dönemde krize rağmen iyi yönetildiğine dair ifadeler var ama ekonomik krizlerin, kamu kurumlarına etkisi çok kısıtlıdır. Burası, bir seyahat acentesi değil ki krize rağmen yıllar iyi geçti diyebilesiniz. İRO, zaten kanunda gelir garantisi sunulmuş bir meslek kuruluşudur. Kanun koyucu gelirini, giderini karşılayacak şekilde zaten düzenlemiştir.

Bu nedenlerle finansal açıdan İRO yönetiminin çok zahmetli bir iş olduğunu düşünmüyorum. Ancak diğer yandan son üç yıldır da İRO’nun iyi idare edildiği kanaatindeyim. Buradaki durumu şu duruma benzetmek istiyorum; aslında bu durum politikada da olan genel bir şeydir. Çok iyi bir idare bile olsa “evine ekmek götüremeyenler” yöneticilere karşı bilinçsiz bir huzursuzluk besler. Kanımca burada da buna benzer bir durum söz konusuydu. Yani kriz nedeniyle az iş bulabilen rehberler, suçu bazen kısmen haklı bazen de haksız olarak örgütlerinde buldular.

ROL MODEL BAŞKAN
Görevin bana devredilmesi konusunda genç meslektaşlar çok ısrarcı oldu. En büyük destekçim olmalarında rol model olarak görmek istedikleri kişinin kurumun da başkanı olmasına heves etmeleri yatıyor diye düşünüyorum. Benim izlenimim bu şekildeydi.

Yine bu süreçte, son zamanlarda mesleğimizle ilgili çıkarmış olduğum “Boğaziçi’nin Tarih Atlası” kitabımın da etkili olduğunu düşünüyorum. Kitap çok ciddi satışlara ulaşıp ikinci baskısını yaptı. Bunun yanı sıra kişi olarak tanınırlığımı daha geniş çevrelere ulaştırdı.
Genç meslektaşlarım da kuşkusuz hepimiz gibi eksik bilgilerini de tamamlamayı arzu ediyorlar. Yine aynı gençler istihdama ve bunun başlıca anahtarlarından biri olan hizmet içi eğitime odaklı olduğumu bilerek “Bir defa daha denesek mi?” talebiyle geldiler. “Denenmişi denemeyin, beni aday göstermeniz; İRO için 2015 yılına geri dönüştür” dedim ama vazgeçmediler.

Sedat Bornovalı, Başkanlığı Hakan Eğinlioğlu’ndan devraldı.
ISRARLAR DEVAM ETTİ

Gençlerden bir başkan adayının çıkması taraftarıydım. Eninde sonunda her şey zaten bize gençlerden emanettir. Emaneti bir süre taşımıştım. Mesleğe yeni başlayan idealist arkadaşların ideallerinin yolunda icraat yapması bana daha anlamlı görünüyordu. “Benim yapacağım şey yine eski usulleri biraz rötuşlayıp sizlere sunmaktır” dedim. Açıkçası inovasyon konusunda çok iddialı olduğum söylenemez. Ancak pek aldıran olmadı, ısrarlar giderek arttı.

GENÇ BİR KADROYLA GELDİK

Sonunda pes etmeye yaklaştım. “Genel kuruldan bir akşam önce hala içinizden birine odaklanmadıysanız seçim sabahı hatırlatırsınız, o zaman görevi kabul etmekten başka çarem kalmaz” dedim. Ama şart olarak, mesleğimizin geleceğini yansıtan genç ve dinamik bir yönetim kuruluyla çalışmak istediğimi söyledim. Çalışma arkadaşlarım da buna onay verdiler. Eşine az rastlanan çok genç bir yönetim kurulu yapımız var. Aralarında bir orkestra şefi gibi görev yapabilirsem çok büyük şeref duyacağım.

ÖNCEKİ SEÇİMDE ‘İBRA’ EDİLMEME SORUNU
Seçim süreci nasıl geçti? Perde arkasında yaşananlar nelerdi?

Mevcut başkan ve yönetimden çok sıcak bir yaklaşım gördüm. Herhangi bir olumsuzluk söz konusu olmadı. Zaten demokratik süreçlerde aynı camianın parçası olan kişilerin birbirlerine ölçüsüz tepki göstermesi kabul edilebilir bir şey değil. Fakat bir önceki genel kurulda gergin anların yaşandığını hatırlıyorum. Özellikle ibra konusu alınganlıklara yol açmıştı.

Bir önceki yönetimi ibra etmemeye yönelik kampanyanın yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını düşünüyorum. Hatasız insan olmaz ama ibra etmemek meslektaşlar nezdinde hoş olmayan bir durum. Ben hiçbir zaman için meslektaşlarıma bunu yakıştıramam. İbra edilmelerini de bizzat talep ettim. Açıkçası geçmiş dönemki hesaplarda bir aksilik olmayacağını düşünüyorum. Profesyonel kişiler tarafından da denetleniyor.
Düşüncelerimizin tam örtüşmediği bir yönetimi değiştirmeyi arzu ettik. Zaten tam aynı şeyleri düşünseydik aday olmazdık. Ancak farklı düşünüyor olmaları kimsenin suçlu olduğu anlamına gelmez.

Sedat Bornovalı ve editörümüz Özlem Kapar Bayburs
Rehberlik mesleğinin turizmdeki önemi nedir? Rehberlerin sektördeki konumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye ne yazık ki geçmişi dünya genelinde okul kitaplarında kapsamlı olarak bulunmayan, müfredata yansıtılmayan bir ülke. Bugünü ise uluslararası medyada hem sınırlı hem de sıklıkla taraflı olarak yansıtılıyor. Yabancılara ülkemiz hakkında birinci elden ve kendi dillerinde bilgi aktarılması, kültürümüzle bir köprü oluşturulması paha biçilmez bir katma değerdir. Yerli turistler içinse rehberli geziler, ülkemizin kültür varlıklarının yüzeyde göründüğünden ne denli daha zengin olduğunu keşfetmenin bir kapısı oluyor. Gündelik hayatta çok farklı uğraşları olan bireyler, tek odağı kültür varlıklarımız olan bir profesyonel rehber tarafından bilgilendirilerek gezdiklerinde çok daha yüksek bir farkındalık kazanıyorlar. Bu farkındalık gezi sonrasındaki yaşamlarında da süreklilik oluşturuyor. Sadece “güzel, farklı şeyler” görmüş oldukları bir tatile oranla büyük bir zenginleşme sağlıyor. İddialı bir ifade saymayınız ama gündelik yaşamda da çevreye bakışta yeni bir bilinç oluşmasını sağlıyor.

KRİZ REHBERLERİ NASIL ETKİLEDİ?
2015’ten beri bir ara verdiniz. Bu süreçte de Türkiye turizmi kötü bir dönem geçirdi. Rehberler için bu son üç yılda bir şey değişti mi? Çalışma koşulları daha mı kötüleşti? O günkü koşullardan farklı bir şey söz konusu mu?

Rehberler için, özellikle çalışma şartları kötüleşti demek mümkün değil. Ancak özellikle serbest çalışanlar için çalışma günleri çok azaldı. Genelde daha iyi şartlarda çalışan rehberler şimdi biraz daha kötü şartlarda buldukları işleri kabul etmek zorunda kaldılar. Ama benim gözlemlerim, somut şartlarda çok büyük değişikliğin olmadığı yönünde. Yalnız, iş havuzu daraldı. Böyle temel bir sorun var.

Çok düşük ücretlerle çalışan meslektaşlarımız var; buna zorlanan meslektaşlarımız var. Taban ücretin altında çalışmak durumunda bırakılıyorlar. İş miktarı arttıkça şartlar, ümit ediyorum ki daha olumlu hale gelecek.

‘SAHTE’ REHBERLERLE MÜCADELE
Kaçak rehberlik sorunu kemikleşmiş olarak devam ediyor. Rehberlerin ilk şikayet ettikleri konulardan biri bu… Denetimler TÜRSAB ve TUREB ile beraber sürüyor. Bu son üç yılda kaçak rehberler konusu ve buna karşı mücadeledeki durum nedir?

“Kaçak” ifadesinden ziyade “sahte”yi kullanmak gerekiyor. Rehberler kurallara uygun çalışmadığı zaman kaçak çalışıyor olabilirler. Burada söz konusu olan bir miktar kuralsız çalışan rehberler değil; sahtekârlar. Yani sahtekârlık suçunu işleyen insanlar. Kendilerini rehber olarak tanıtıyorlar ama değiller. Bu insanlar aslında dolandırıcı. Yani ciddi ciddi dolandırıcılık suçu işleyen kişiler. Bunu ortadan kaldırmak için sürekli çok sayıda fikir üretmeye çalışıyoruz.

Kanunların sınırları içerisinde kalarak; sahtekarları teşhis etme, bunları gerekirse aşağılamaya yönelik çalışmalarımız olacak. Etkinliklerimiz sosyal medya üzerinden olabilir; doğrudan doğruya sokakta bile olabilir bu çalışmalarımız. Kendilerini lisanslı rehbere emanet ettiğini düşünen aslında kandırılmış tüketicilere bilgi vermek şeklinde olabilir.

Broşür dağıtmak olabilir. Doğrudan doğruya sahtekarlarla gezen insanları bilgilendirmeye yönelik broşürler vermek gibi şeyler de düşünüldü. Geziye katılanların kendi ana dillerinde hazırlanmış; “Biliyor musunuz; sahtekarlarla geziyorsunuz?” gibi bir broşür de etkili olabilir. Diğer yandan önemli olan amacımıza ulaşırken tüm kanunlara da uymak.

FARKLI RENKLERİ BARINDIRAN BİR YÖNETİM KURULU
Yeni dönem için bir çalışma planınız var mı?

Yeni dönem için çalışma planını çok az maddeye indirgedik. Hemen açık çağrıyla meslektaşlarımızın beklentilerini hızla almaya çalışacağız. Sırada hemen bunları hayata geçirmek olacak. Çok zengin yapıya sahip, çok farklı renkleri içinde barındıran bir yönetim kurulumuz var. Gençlerin ve kadın yöneticilerin ağırlıkta olduğu bir yönetim kurulumuz var. Toplam 12 kişinin 7’si kadın yöneticilerden oluşuyor. Bunun çok etkileyici bir oran olduğunu düşünüyorum. Bu yönetim kadromuzla önemli işlere imza atacağımızı düşünüyorum.

İRO Başkanlığı sürecinde nasıl bir günlük programınız olacak? Oda yönetimi için ne kadar vakit ayırmayı planlıyorsunuz?

Bir süredir restorasyon sürecinin yönetimini üstlendiğim Beyoğlu İstiklal Ceddesi’ndeki tarihi “Garibaldi Binası” projesi tamamlandı. Garibaldi Binası’nın işletme hakları finanse ettikleri restorasyonun karşılığında bina sahibi İtalyan derneğince TÜRSAB’a devredildi. Dolayısıyla burada benim artık bir görev yükümlülüğüm bulunmamakta; fiili olarak zaman ayırmam da söz konusu değil. Sadece İstanbul ve Beyoğlu’na bir eser kazandırmış olmanın tatminini yaşıyorum. İtalyan derneğindeki üyeliğim sürüyor ancak yönetici görevim artık yok.

Nişantaşı Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliğim sürüyor. Burada da mümkün olduğu kadar az ders yükü almaya çabalıyorum. Üniversitedeki bu görevim benim haftada iki-üç saatimi alıyor.

Aktif olarak rehberliği sürdürüyorum ama şehir dışı turlarını çok azalttım. Artık idari vazifem yoğun olduğu için bunlardan tümüyle elimi eteğimi çekeceğim, hemen hemen hiç yapmayacağım diyebilirim. İstanbul’da yaptığım hafta sonu turlarının ise yöneticiliğimi etkileyeceğini düşünmüyorum.

Ayrıca zaten İRO’daki görev tanımı içerisinde sürekli ofiste bulunup geleni gideni ağırlamak gibi bir yükümlülük söz konusu değil. Yönetim kurulunun ayda bir kez toplanması gerekli görevleri profesyonel çalışanlarımıza dağıtması yasaya göre bizim vazifemizi yerine getirdiğimiz anlamına geliyor. Onun dışında vizyon üretmek, proje üretmek, arkadaşlarımıza destek olmak son derece serbest çalışma saatleri içerisinde, mutlaka ofiste değil sıklıkla sahada da yapılabilecek şeyler.

GENÇ BİR YÖNETİM MODELİ

Bu yönetim modelini genç arkadaşlara benimsetebileceğimi düşünüyorum. Yani mesleki faaliyetlerine devam ederek bir yandan da mesleğimiz için üretken olabilirler. Önümüzdeki dönemlerde de gittikçe artan sorumluluklarla yönetici rolü üstlenebilirler. Ben de elimden geldiği kadarıyla meslekten kopmadan yöneticilik vazifemi sürdürmeye çalışacağım.

REHBERLİK MESLEĞİNİN ÖNÜ AÇIK
Mesleğinizin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Yeni rehber ihtiyacı var mı? Varsa hangi dillerde ve uzmanlık alanlarında ? Genç meslektaşlarınıza neler önerirsiniz?

Yoğun şekilde artan rehber ihtiyacı şu anda yok diyebilirim. Öğrenimi süren rehber adayları ümitsizliğe kapılmasın tabii. Emekli olan rehberler de oluyor. Onların yerine geçecek gençlere ihtiyaç var. Ayrıca ülkemize gelen ziyaretçi sayısı da kendi kültür varlıklarını daha yakından tanımaya çalışan bilinçli vatandaşlarımızın rehber talebi de mevcut adayların bu mesleği icra edebilmesine olanak verecektir. Diğer yandan artık seyahat deneyimleri daha küçük gruplarla daha tematik deneyimlerle yaşanıyor, bu nedenle eskiden 40 kişilik otobüsle genel bilgi almakla yetinerek tur yapan gruplar yavaş yavaş 10-15 kişilik özel ilgi turlarına katılmaya eğilecekler. Bu da rehberlik mesleğinin önünün açık olduğunu gösteriyor.

Diller ve uzmanlıklara olan ihtiyaç ise çağımızda çok hızlı gelişiyor. Çoktandır eğilim belirleyici bir dünya markası olan THY’nin her açtığı yeni hat rehberlerin o pazarlara odaklanarak mesleki hedeflerini güncellemeleri için bir fırsat oluşturuyor. Genç meslektaşlarımıza dünya pazarlarının eğilimlerini yakından takip ederek kendilerine ana akımlar dışında bir niş oluşturmalarını ve geliştirmelerini öneririm. Bu şekilde rehberler kendi ürünlerini oluşturabiliyor, acentalar buna odaklı pazarlama yapabiliyor. İstihdam ve katma değer garantisi bununla birlikte kendiliğinden oluşuyor.

İstanbul Rehberler Odası’nda Sedat Bornovalı dönemi