Restoranlar açıldı ama…

Dün, hem uzun zamandır çıkmadığım için hem de yerel işletmelere şöyle bir göz atmak için dışarı çıktım. Birkaç yiyecek & içecek işletmesine uğradım ve bir sektör profesyoneli gözüyle işletmeleri gözlemledim. Gördüklerim, açıkçası biraz kafamı karıştırdı… Aklımda tamamlayamadığım bir cümle yankılanıp durdu: ‘Restoranlar açıldı ama…’

Geçtiğimiz Pazartesi (31 Mayıs 21) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kabine toplantısı ardından yaptığı açıklamaları şüphesiz hepimiz nefeslerimizi tutarak izledik. Sırayla açıklanan yeni ‘kademeli normalleşme’ adımlarının arasında yiyecek & içecek işletmelerinin açılması kararı da vardı. Sektörde bu karar büyük bir sevinçle karşılansa ve esnaf arasında bayram havası yaratsa da, ben her zamanki ‘eleştirelliğimle’ hükümete bir kızdım. Kızdığım restoranlara verilen açılış haberi değil, haberin içeriği ve zamanlamasıydı elbette. O günden beri de aklımda tamamlayamadığım tek bir cümle var ‘Restoranlar açıldı ama…’. Dün yerel işletmelere yaptığım birkaç ziyaret sonrasında zihnime iyice perçinlenen bu düşünceyi şimdilik izninizle bir kenara alıyor ve birkaç alt başlık halinde bu açılış kararını beraber incelemek istiyorum.

Okuma önerisi: Restoran ve kafeler için pandemi sonrası pazarlaması

1) 1 HAZİRAN’DA AÇILIŞ TALİMATI

Yiyecek & İçecek işletmeleri Ramazan ayıyla birlikte kapandılar ve 1 aydan uzun bir süre kapalı kaldılar. Kapanma kararının açıklandığı gün pek çok işletme kepenklerini 17 Mayıs’ta açılma umuduyla kapadı. Paket servis yapabilenler biraz daha şanslı gibi görünseler de, onlarında büyük bir kısmı kapanma kararıyla zarara uğradılar. Hal böyleyken 17 Mayıs için açıklanan planda yiyecek & içecek işletmelerine kayda değer bir yer verilmedi. Sektör kulislerinde işletmelerin ne zaman açılacağına dair öngörüler ve söylentiler doğmaya başladı. 1 yıldan uzun süredir ettiği zararların açığını bir türlü kapatamayan işletme sahipleri; ister istemez oluşturulan bulanık, öngörülemez ortam karşısında oldukça temkinli davranmaya başladılar. İşletmelere yapılan yatırımlar azaldı, ihtiyaçlar ötelendi ve restoranlar kapalı halleriyle birer ‘terk edilmiş kasabaya’ döndüler. Bizzat danışmanlığını yaptığım işletmelerden bazıları da dahil olmak üzere pek çok işletme, yatırımcının dayanamamasından ötürü açılmamak üzere kapandı. Peki sonra ne oldu? Aniden bir açıklama geldi ve ‘yarın açılıyorsunuz’ dendi.

Ben dahil, birçok kişi bunun böyle olacağını zaten biliyordu. Fakat geçmişte yapılanlara benzer hataların üst üste, tekrar tekrar yapılması oldukça üzücü…

2) SALGININ BOYUTLARI VE GÜVENLİK

Açıklamalarda dikkatimi çeken bir ayrıntıya da değinmeden geçmek istemiyorum; ‘Restoran ve kafeler belirlenen koşullarda açılacaklar.’

Salı gününden beri açık olan bu işletmelerin hangi koşullarda, nasıl hizmet vereceklerine ilişkin bir tane elle tutulur ve resmi yönerge göreniniz/duyanınız oldu mu?

Geçen sene çok eleştirsek de, ağır aksak yürüyor da olsa açıklanan bazı kararlar vardı. Masalar arası mesafe, kapasite sınırı ve birkaç tane işlevsiz karar daha. Geçen 1 yılda devlet, salgının etkilerini kontrol altına alabilmek ve yiyecek & içecek işletmelerinde daha güvenli ortamlar yaratılmasını sağlamak için bunlardan başka çözüm üretemedi mi yani?

Diyelim ki, geçen seneki kararlar uygulanmaya devam edecek. Geçen sene denetlenemeyen, önü alınamayan bu sistem bu sefer nasıl düzgün işleyecek? Kapsamlı ve ikna edici bir plan açıklandı da benim mi haberim yok? Gerçi salgının etkilerini herhangi başka bir alanda da kontrol altına alamayan ve zora girdikçe ülkeyi açık cezaevine döndüren otoritelerden nasıl bir aksiyon almalarını bekleyecektik ki…

3) OLUŞAN MADDİ ZARAR

Salgın süresince oluşan maddi zararları zaten bir kenara bırakıyorum. Yalnızca son kapanma döneminde oluşan maddi zararlardan haberi olan herkes, yiyecek & içecek işletmelerine etkili bir kampanyayla destek verilmesi gerektiğini söyler. Bunun için Aristo olmaya gerek yok. Çok basitçe izah edeyim:

Elinizde hammadde stokları var. Bir anda zilin sesini duyuyorsunuz ve hop! Kapatıldınız. Elinizdeki stokların çok büyük bir kısmı maalesef çöp oldu. Halbuki o kadar da para ödemiştiniz. 1 aydan daha fazla bir süre kapalı kaldınız. Tedarikçi firmalar da pek tabii ellerindeki malları satamadılar ve onların ellerindeki mallar da zayi oldu. Böylece fiyatlar yükseldi. Tabii bu esnada dövizin de harareti dinmek bilmedi. Sonra zilin sesini ummadığınız bir anda bir daha duydunuz ve hop! 12 saat sonra açılıyorsunuz ve saat akşam 8’buçuk. Bir aceleyle çalıştığınız firmaları, personellerinizi, bakım-onarım ve temizlik için de servisleri aradınız. Personellerinizin bir kısmı gelemedi ya da gelmedi. Tedarikçiden aldığınız fiyatlar çok yüksek fakat düşünmeye bile vaktiniz yok. Bakım-onarım servislerinin telefonu durmak bilmediği için ulaşamıyorsunuz, ulaşsanız bile randevu vermiyorlar. Biliyorum ki bu satırları okuyan herkes oluşan maddi ve manevi zararı tahmin edebiliyor, fakat görünen o ki yetkililer edemiyor… Ediyor olsalar, açıkladıkları komik bile olmayan destek paketlerini ‘ee yaptık ya’ edasıyla servis etmekten imtina ederlerdi.

SÖZÜN ÖZÜ

Komplo teorileriyle aram hiç iyi değildir ama açıkça belli ki hükümet, yönetmeye çalışırken yoldan çıkarıp taklalar attırdığı salgın sürecinde özellikle biz ve bize benzer sektörlerden gelen baskılara dayanamadı. Açıklanan kararın niteliği ve açıklanma biçimi bende sapına kadar ‘son ana kadar karar verilememiş’ algısı yarattı. Ve açıkçası bu kararın niteliğini, açıklanış biçimini ve zamanlamasını tam bir fiyasko olarak görüyorum.

Pek çok işletmeyi 1 günden daha kısa bir zamanda açılmaya zorlayan; ‘nasıl ve hangi şartlarda’ sorularına en ufak yanıt vermeyen ve öngörülemez ortamı sürdüren; oluşan maddi ve manevi zararları karşılamayı bırakın tahmin bile edemeyen ‘saldım çayıra’ politikasının yarattığı havada sizin de aklınızda yankılandı mı;

‘ Restoranlar açıldı ama… ’ ?

Mustafa Oğuz‘un önceki yazılarını okumak için linke tıklayınız.