Turizmde artık imama gerek var mı?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçe teklifinde, “Turistlere İslam dinine ait doğru bilgilendirme yapılması için” şeklinde isimlendirilen bir madde vardı. Biz de bu haberi “Diyanet İşleri, turizme de el attı” başlığıyla vermiştik. Konu, “Turizm imamları!” başlığıyla sosyal medyada geniş yer buldu.

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Feyzi Açıkalın, bu konuda bir köşe yazısı kaleme aldı. Açıkalın, “Turizmde artık imama gerek yok” başlıklı yazısında şöyle diyor: “AKP, Batılı turist yerine ikame etmeyi planladığı Müslüman turizmine uygun tatil kasabalarını, zaten incelikle işleyerek dönüştürmüş, “helal!” hale getirmişti. Bu dönüşümde, arz talep dengesinin gerekleri kadar, rejimin kararnamelerle gelen dayatmaları da belirleyici olmuştu.”

Yazar Feyzi Açıkalın’ın şu sözleri de dikkat çekiyor: “Kazara ya da artık çok ucuza tatil satın aldığı için ülkemize gelen orta sınıf Avrupalı’nın, Siyasi İslam ile özel olarak Diyanet aracılığıyla tanışmasına gerek yok. Ülke halkı ile temasının olduğu her alanda; plajda, yolda, restoranda artık başka bir Türkiye’yi görüyor. Artık ne kadarını görebiliyorsa…”

Yazının tamamını yayınlıyoruz:

Turizmde artık imama gerek yok

Bilindiği gibi “imam”, 15 Temmuz sonrası gayet tehlikeli bir kelime haline gelmişti! Bir de turizmin tamlaması olarak kullanılınca, anlatımda infial yaratacak bir çelişki oluştu.

Aslında konunun büyütülecek bir yönü yok. Direkt olarak gelirlerinden yararlanamadığı turizm sektörünü bir şekilde delmeye çalışan AKP iktidarı, yaşamımızın her alanını kontrol etmekle görevlendirdiği diyanet kurumuyla devreye giriyor.

Cumhuriyet tarihinin en büyük bütçelerini alan diyanetin, bunu hak ettiğini gerekçelendirmek için değişik harcama kalemlerine ihtiyacı var. Süslü, uydurulmuş cümlelerle yaratılan maddelerin karşılığı olarak bütçe isteniyor.

İçinde turizm yapılan kasabalar, din olayına bir başka yerden aşinaydılar. Turistik beldelerdeki yerel basın eskiden her hangi bir din ya da tarikatın propagandasını, “Hristiyan misyonerliği” tehlikesiyle sunup, gündem oluşturmaya bayılırdı.

Sonradan işler değişti. Yabancı mülk alımları ülkemizde yoğunlaştıkça, paranın gözü kör olsun(!) her ulus neredeyse kendi kilisesini açtı. “Merdiven altı” hizmetinden hallice de olsa, dini bütün Avrupalı ve dahi Ortodoks Rus Devlet Topluluğu üyeleri vecibelerini kiliselerinde ifa etmeye başladılar.

Bütçelendirmedeki “turistik camiler” sözü aslında en gırgır tanımdı. Bunlar, tarihi değeri olmayan ama turizm yerleşkeleri içinde kaldığı için göz önünde olanlardı. Dolayısı ile turizmin içine bir dini öğreti aracı olarak yedirilebilirlerdi.

Zaten öyle de olmuştu. AKP iktidarının daha başlangıç yıllarından itibaren, camilerin görünür yüzlerine birkaç dilden, örneğin İhlas suresinin ne anlama geldiği yazılmıştı. Bu dillere son yıllarda Rusça da eklendi. Bu uygulama, turistik bir öge ya da fotoğraf objesi olarak turizmdeki işlevini yerine getirdi.

Bu anlamda, turizmin kendi devingen yapısı içinde, rehberlere verilecek eğitimin sektörü olumsuz etkileyeceği vahvahlanmasına gerek yok. Diyanetin son uygulamasının, Batı Avrupalı turistin ülkemizdeki yükselmekte olan Siyasi İslam’dan ürkmesine neden olacağından korkuluyorsa, başka nedenlerle “geçmiş olsun!” denmeli.

Çünkü AKP iktidarının, dış ticaret açığını büyük ölçüde turizm gelirinin yapamadığını bildiği halde, Batı Avrupalı turisti ürkütmemeye yönelik bir kaygısı yok. AKP her ne kadar arada bir barış çubuğu tüttürmeye yelteniyorsa da, Batı Avrupa ile köprüleri atmış durumda. Ve aslında tam tersine, turizmi de bir rejim ihracı, göstergesi olarak kullanıyor.

Rejimle, en azından çatışma yaşamayan sektörün büyüklerinin lüks otellerinde, Batı Avrupa’nın üst gelir gurupları, ülke halkına temas etmeden konaklıyor. İçinde turizm yapılan eski turizm şehirlerinde ise, artık yalnızca Rus Devletler Topluluğu ve Avrupa’da yaşayan ya da ülkelerinden gelen İslami kökenli turistler tatil alıyor. Rusları bizden sayıyoruz; çünkü benzer “yönetiliyoruz!”. Müslüman turizmine gelince…

AKP, Batılı turist yerine ikame etmeyi planladığı Müslüman turizmine uygun tatil kasabalarını, zaten incelikle işleyerek dönüştürmüş, “helal!” hale getirmişti. Bu dönüşümde, arz talep dengesinin gerekleri kadar, rejimin kararnamelerle gelen dayatmaları da belirleyici olmuştu.

Kazara ya da artık çok ucuza tatil satın aldığı için ülkemize gelen orta sınıf Avrupalı’nın, Siyasi İslam ile özel olarak diyanet aracılığıyla tanışmasına gerek yok. Ülke halkı ile temasının olduğu her alanda; plajda, yolda, restoranda artık başka bir Türkiye’yi görüyor. Artık ne kadarını görebiliyorsa…

Onun için, “turizme imam” başlığı yersiz bir vehim sayılmalı!”

Diyanet İşleri Başkanlığı, turizme de el attı